2 Temmuz 2011 Cumartesi

Ben gibi.

Bazen numara yapıyormuşum gibi. Yaptığım numaralara inanıyormuşum gibi. Numaralarım herkesi uyutmuş gibi.
Numara yaptığımı biliyormuşum gibi bazen.


Bazen numara yapıyormuşsunuz gibi.


Bazen herşey herkesin mutlu olma numarası yaptığı bir oyun gibi.
İlk ağlayan oyundan atılıyor. O yüzden kimse ağlamıyor gibi.
Ağlarsam, ilk hıçkırıkda herşey bitecek gibi.


Bazen çok korkmuşum yatağın altına saklanmışım gibi herşey.
Kimsenin aklına oraya bakmak gelmiyormuş gibi.
Bi numara yapmışım herkes yutmuş gibi.
Herkesin kulağı herkese sağır gibi.
Bazen herkes herkese düşman gibi.


Bazen de hayat çok mutlu gibi.
Mutluluk insanı sağır dilsiz ediyo gibi.
Ses çıkarmak için herşeyi kırıp döker gibi.
Kalp kırmanın nedeni bi ses duymak istemek gibi.


Bazen herşey çok saçma gibi.
Bazen hayat fazla gerçek gibi.
Gerçekleştikçe inanamamak gibi.
Herşeyi inkar etmek isteyen hırçın erkek çocuğu gibi.
İlk bağıran olup oyundan atılacak gibi.

3 Haziran 2011 Cuma

Hak ettiğim sevgiyi, hak ettiğim değeri boşverin. Bana, hak ettiğim uzak yerlere gidebilmem için, hak etmenin önemsiz olduğu o yolu gösterin.
Şimdi yaşam daha ciddi, daha seçici. Aynaları daha net, hamleleri daha bilinçli. Hayaller bile gerçek oluyor, her şey fazla gerçekçi.
Çok korkuyorum büyümekten.

2 Haziran 2011 Perşembe

İçimden bu stresi alıp çıkarırlarsa 10 ton azalır kilom yemin ederim. burdan da 1 kg et mi daha ağırdır 1 kg stres mi sorusunun cevabını bulabiliyoruz. hissedilen kilodayız bence. 10 ton yüküm var gibi hissediyorum. obezite var bende. stres obeziyim. yardım almalıyım.
Eskiden blog filan yazarmışım ya. Çok ilginç.

24 Şubat 2011 Perşembe

durup dururkenlerimi tek taraflı hale getirsin biri. diğer ucunu kessin çöpe atsın yaksın. durup dururken mutlu olmak neşe dolmak hoplamak zıplamak güzel de, bu durup dururkenki huzursuzlukları korkuları istemiyorum. sonra bir de durup durmazken olduğuna filan inanıyorum.
beyin bedava. durup dururken duruveriyor işte. durup durup.

5 Şubat 2011 Cumartesi

İnsanlar ikiye ayrılır. İçimizdeki iyiliği ortaya çıkaranlar, içimizdeki kötülüğü ortaya çıkaranlar. Hepimiz aynı oranda sevgi ve nefret yüklü doğduk bu dünyaya. Yaşadıklarımız, yaşayamadıklarımız, karşımıza çıkanlar, karşı karşıya kaldığımız saçmalıklar, bizi doğuran anneler, dünyayı anlatan babalar değiştirdi bu oranı, biz nefes aldıkça da durmadan değişiyor. Bukalemun gibiyiz. Yingle Yang kardeşleriz. Karşımızdakinin ruh halini alıyoruz onun rengine dönüşüyoruz. Bu yüzden çok önemlidir kimlerle birlikte nefes aldığımız, kimin iyiliğini kimin kötülüğünü içimize çektiğimiz.Başta iyinin kötünün kokusunu ayırt edebiliyor olsak da, farkındayım herşey kontrol altında diye ahkamlar da kessek de unutuyoruz hep; koku alma duyumuz bizden bile çabuk yoruluyor, kaytarıyor, ihale yine bize kalıyor.

Bu durumda 'Allah iyilerle karşılaştırsın'  ne de güzel bir babaanne lafı oluyor.

16 Ocak 2011 Pazar

Size de bazen; öyle her zamanki gibi olan bir günde, her zamanki şeyleri yaparken, bir anda, yeterli sebep bile yokken delircekmişsiniz gibi geliyor mu? Ha.. gelmiyor mu? Hıı doğru.. peki anladım tmm. Bana da gelmiyordu zaten.

8 Ocak 2011 Cumartesi

İnsan 20' li yaşlarda ya başarılı olur yada kendisi olur.

6 Ocak 2011 Perşembe

SEÇMEYE ZAMAN MI VARDI?
Daha dün 16 yaşındaydın gibi hissettiğine göre demek ki yalandı. Her şey bizim seçimimiz, bu yolu biz seçtik meselesi yani, palavra. Çünkü hiçbir şey seçmeye vakit yoktur aslında. Kalbinde yazılı, kendinin de o anda okuyamadığı, sonra bakınca söktüğü bir yazı, bir bilgi var. Ne seçeceğini sen biliyorsun ama aklınla ilgili bir şey değil bu. Akla zaman mı vardı? Daha dün 16 yaşındaydın diyorum! Bugüne gelene kadar arada ne oldu? Bu aynı zamanda geri kalan ömrün de aynı hızda geçeceğini mi gösteriyor? Biz “bugün” adlı noktada durup zamanın olmayan iki ucunu arayan biçareler miyiz aslında? Şu anlaşılıyor otuzların ortası geçince işte: Hayat diye bir uzunluk birimi yoktur!
KOŞARAK YAŞLANMAK
Bizim gibilerin nasıl yaşlanacağı belli değil. En çok bu bakımdan dolandırıldık sanırım. Kalbin emniyeti için hasis duygusal yatırımlarımızı yapmadık. Hayatımızın güvenliği için insanları ölçüp biçip biriktirmedik. Ruhsal emekliliğimiz için kenara, tatsız olsa da sağlam diye ilişkiler koymadık. Vaktiyle sıkılanlar, sıkıcı olanlar, şimdi bireysel emeklilik maaşlarını alıyorlar hayattan. “Hiçbir şey” diye bir şey yapıyorlar, dediklerine bakılırsa pek konforlu. Biz bomboş bir mevduat hesabıyla dikiliyoruz hayatın ortasında, istemediğin kadar bireysel bir mevduat hesabı bu. Demek ki bu yüzden hâlâ koşturarak ve yaşlılığı fena bir melodrama dönüştüren bir telaşla yaşıyor hayattan alacaklı olduğuna inanan ihtiyarlar…


ece temelkuran
Bütün Çocuklar, bir kez olsun, anne ve babalarını cezalandırmak için ölmeyi düşünmüştür mutlaka.
Ve nedense hep ağlamışlardır düşün sonunda.
Belki bu öykü de bir cezalandırma.
Ağlama?
Bunları oku. denize karşı bir sigara yak. tek şekerli, demli bir çay koy masaya, çok neşeli bir müzik çalsın mutlaka, kapat gözlerini, gülümse, çünkü…
BÜTÜN KADINLARIN KAFASI KARIŞIKTIR, çünkü…
bir gün bir anda, bazı kızgınlıklarını unuttuğunun farkına varacaksın, artık pek düşünmediğini, çünkü artık bildiğini anlayıp, ellerini bir klarnet taksimi gibi uzatacaksın, hâlâ kafan karışık olacak, ama artık bunu seveceksin, sevmelisin de.
KADINSIN…
… BİR ÇİÇEĞİN YANINDAN GEÇER GİBİ YAŞAMALIYIZ ASLINDA.
‘komiser bey, kim kimi terk etmiş oluyor şimdi? aşk öldürür mü gerçekten? hangi aşklar öldürür? şimdi kim tutklanacak? suç var mı sizce?
komiser bey, bir insan nefesini hiç konuşmadan ne kadar tutabilir?


ece temelkuran

26 Aralık 2010 Pazar

' Dostum, göründüğüm gibi değilim. Görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. Senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.
Benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.
Ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.
‘Rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
Denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. Bırak denizimle başbaşa kalayım.
Senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. Bırak gecemle başbaşa kalayım.
Sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumun ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. Alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. Senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi. Bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.
Sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim. Ama içimden senin sevgine gülerim. Gene de gülüşümü göresin istemem. Bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım.
Dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. Oysa ben deliyim ama gizliyorum deliliğimi. Bırak deliliğimle başbaşa kalayım.
Dostum, sen benim dostum değilsin, ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? Benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz elele. '

18 Aralık 2010 Cumartesi

iki bin bilmem kaç. mutsuzlukların sonu.

Hayaliniz olan şey kabusunuz olur. Gerçekleşemeyen hayallerin sonu hep budur. Bunu hepiniz bilirsiniz çünkü hep öyledir, eğer hayalden sonra bir basamak daha varsa; bu her zaman kabustur. H-E-R  Z-A-M-A-N!

Hayal basamağında kalabildiğimiz yıllar diliyorum. Bana ve kabuslarından sıkılan herkese.
evet bu tam da bir yeni yıl msgı olmadı mı sizce de?

MUTLU YILLAR!!

mutsuzluğa uzak yıllar.

3 dilek tuttum yeni yıl.  Söz versen iyi edersin!  Çünkü bu defa 3'ünü de istiyorum!

8 Aralık 2010 Çarşamba

beynimi yiyollar anne.

ben bugün buraya çok güzel şeyler yazıcaktım. ama geldiğimde hepsi gitmişti. ve aslında bunu da yazmasam olurdu.
kafamdaki gecemi gündüzümü sömüren düşünceleri beyin kıvrımlarımla boğup yok edebilmeyi diliyorum. hiç değilse kafalarından tutup beynin kendi kendini yiyen bölümünden, daha güzel şeyler düşünüp üretim yapabilen bölümüne fırlatsam da olur. olur o da olur işallah o da senin için en iyisi olur. bu da bu bloğun kaderi silinmek olan saçma yazısı olur.

10 Kasım 2010 Çarşamba

bazen kesinlikle istememem gereken şeyler istiyorum. sonra da allam nolursun bu isteğimi kabul etme nolur diye dua ediyorum. bu da benim kendime söz geçiremememin kendim tarafından uydurulmuş panzehiridir.

7 Kasım 2010 Pazar

geliştirmeyin artık şunu nütfen rica ediciim.

merhaba. bugün ki konumuz teknoloci. kendisiyle aramızda ciddi sıkıntılar olduğunu düşünüyorum. her saniye durduk yere gelişip duran bi yerinde duramayan teknolociyi sevmiyorum.geliştikçe havalara giriyor, bizi beğenmez oluyor tepemize çıkıyor.
Bence teknoloji öyle bir şey ki, hayatımızdaki olmasa da olur şeyleri olmazsa olmaz şeyler haline getiriyor.hal böyle olunca da bir türlü tamamlanamıyorsun.tamamladığın şeyin anında yeni versiyonu çıkıyor eldeki de eski moda işe yaramaz bişey gibi kalıyor. sen alabilmek için onca para say, sonra ben şuan aniden işe yaramaz oldum , sen git yenisini al benden sana hayır yok artık diyor resmen pis nankör. hatta zaman zaman hiç yoktan olmazsa olmaz maddeler ekleniyor bir adaya düşsen yanına ne alırdın gibi 'hayat onsuz yapılamaz' listelerimize. artık sadece 3 şeyle bir adada kalabilmek imkansızz:D

ay ama bi de şu oceleri taşırmadan daha kolay sürebileceğimiz bir teknolocik alet çıkarsalar fena olmaz. işte ben ozaman tamamlanacağımdır hohoho ^^

3 Kasım 2010 Çarşamba

28 Ekim 2010 Perşembe

"Altıgen sınırlar var her yanımda köşelerini bilmediğim kenarlar acıtıyor ruhumu. Hizaya dizilmiş askerler gibi simetriğiz, disiplin içip sabahları demir kokusunu yanağımıza bastırıyoruz."

26 Ekim 2010 Salı

Hayat kısa.

Bütün yollar uzun. 

Herkes köşeli.

Dünya yuvarlak. (bkz. Ay tutulmasının gölgesi)

Varılacak yer yok.

Sadece yolculuk var.

Kelimelerin içi boş, dışı süslü.

Sadece gözler ve davranışlar gerçek.

Bazı çiçekler pembe, bazlıları beyaz, bazıları dikenli.

Herkes bir yerinde güzel. 

Herkes her şeyi yapmaya muktedir. 

Ağaçlar sonbahara aşık. 

Herkesin tamamen soyunabileceği birine ihtiyacı var.

Herkesin bir ara her şeyini soymaya ihtiyacı var.

Dışarısı soğuk. 

Kadınlarla erkekler benzemez. 

Herkeste ortak olan, farklı olandan çok. 

Sokakta aklına bir şey gelince gülenler, aşık.

Bir erkeğe, bir kadına, bir hayvana ya da bir çocuğa. 

Canlılarla sarılı değilsen, hayatın kurak. 

Affetmek ve kabul etmek birbirine benzer.

Her şeye başka bir şekilde yeniden bakılabilir.

Her gün teşekkür etmek iyidir.

Her gün şükretmek iyidir.

Her gün en azından birini ya da bir şeyi biraz daha sevmek iyidir.

Koşmasan da olur.

Yürümek insana hep bir sonrası olduğunu hatırlatır.

Bir yerden gidilmez, hiçbir şey bitmez.

Düşündüğün şeyler sana şekil verir.

Bazen sopa gibi olursun, bazen ay çöreği, bazen sabun gibi köpüklü.

Ne düşünüyorsan öyle.

Herkes her şeyi hisseder.

Bulaşık yıkamak ve yemek yapmak anne.

Aile en sağlam sığınak.

Belli bir yaştan sonra herkesin yüzü üzgün.

Alışkanlıkları terk etmek alışılmadık.

Delilik yaygın.

Bazı şarkılar kalbi ikiye ayırabilir.

Altı ay sonra ölecek olsan nasıl yaşardın?

Tek soru var o da bu.

İnsan gelecekkolik.

Gelecek daha gelmemiş bir şimdi.

Geçmiş olmuş bitmiş şimdiler. 

Asansörde yanındakilerle konuş. 

Konuşmamak ruhu kısar. 

'Off' diye bağır, 'hey' diye bağır, 'aaaa' diye bağır.

Yüksek sesler çıkarmak, coşkulu şeyleri yanına çağırır.

Ne yöne saparsan sap, virajlı. 

Hayat anlar gibi olunamayan şey.

Paylaşmaktan başka şansın yok. 

Hayatındaki her şeyi serbest bırak. 

Yerçekimine güven.

Sayıklamak serbest.

'Sen yeter ki sev' şarkı sözü.

24 Ekim 2010 Pazar

çalışıyom ben yaa!

"Zeki ama çalışmıyor çalışsa yapar" grubu kötü niyetli uyanık gruplar tarafından, zeki ama çok uyanık olmayan grubu içine alıp elemek için kurulmuştur. Zeki olup çalışmıyor olmak sanıldığı gibi "keh keh aslında çalışsam yapabilirdim en birinci ben olurdum ama çalışmadım olsun ben zekiyim onlar salak hayat kısa eğlenmene bak yehuu! " artistliğinin yapılması gereken bir grup değildir. Bu bir artistlik hiç değildir. Bir şeyi çalışmadığı için yapamamış olmakla çalışıp salak olduğu için yapamamış olmak arasında pratikte hiç bir fark yoktur. İkisi de yapamamıştır. Kimse işi gücü bırakıp da neden yapamadığını sorgulamaz. Hatta yapabilcek kapasitesi varken sırf çalışmadığı için yapamamış olması çalışıp da salaklığından yapamamış olmasından daha büyük salaklıktır. bknz. kapasite kullanım oranı. bknz. bunları nerden biliyorum. bknz. çünkü ben de onlardanım. bknz. kandırıldım. bknz. bir bildiğim olmasa konuşmam dimi  bknz. al şimdi kendine küpe yap bu dediklerimden.  bknz. bakınızların bokunu çıkartmak. bknz. asjshdkdhgaksoö