8 Nisan 2009 Çarşamba

pink.

Garip bir rahatlama bir mutluluk efendime söyleyeyim bir içimin içime sığamaması dürtükleyip de durması haleti ruhiyesi içindeyim saat 21.15 itibariyle.
nerden geldiği belli olmayan sevinçlilikler güzeldir de,tam da 2 gün kala olması ebet ilginç biraz.
Saat kısmını uydurdum bu arada.okadar da değil :)

mucuk.

Aynaya bakınca istemsiz bir şekilde kendime gülümsüyorum.Ağlarken bile.

Ama bu deli olduğum anlamına gelmez.

7 Nisan 2009 Salı

something of an end ====>

Mutluluk gidebilir..Gidip de gelmeyedebilir.


Saçmalama Merve öyle birşey olmaz.


Ama şu çalan parça çok güzel ama deyil mi hıı deyil mi??? kalpp.






çoküşüyorumbazen.

-mış... , -miş...

İnsanlar değişebilirmiş..Asıl değişmek sen farkında olmadan kendiliğinden gelip tahtını kuranmış.
Değiştim bunun neresindeymiş? Değiştirildim denmeliymiş..








Evet.Bence.

5 Nisan 2009 Pazar

...

"Acıdan kendinden geçtiğinde hissizleşirsin ya, o anı çok severim ben. Hissizsindir. Yokolmuştur üzüldüğün herşey. Donakalırsın. Yok artık demenin ötesidir o an. Farklı bir boyuttasındır. Beynin beklemeye alır kendini. Gözlerinden yaş gelmez artık. Ya da soğuk gelir. Belki de damla damla akar hissiz yanaklarından. Sümüğün karışır gözyaşınla, sallanır dudağının üzerinden. Vücudunda tek eğlenen yaratık odur o anda. Aynaya bakarsan sen de eğlenirsin 1 anlık.
O hissizlik.. O uyuşmuşluk...
Kızamazsın kimseye. Söyleyecek 5 gblık bir flashdisk dolusu sözün vardır.
"Başlayayım bir yerden" diye yeltenirsin, kelimelerden bir boşluk oluşur kafanda.
Söyleyecek söz de kalmamıştır artık..
Silinip gider karşındaki..
hayatından bir insanı her sildiğinde,
Kendi yönlerinden birini yokedersin..
Ardından döktüğün gözyaşları değmiyorsa eğer,
gözyaşlarını geri çekemezsin,
ama bir sonrakileri yutabilirsin, saklamak için bir sonraki gülümseyişlerine.."



bu satırları kimin yazdığını bilmiyorum. bi anda çıktılar karşıma bende bir solukta okudum. içimden bişeyler koptu işte sonra, yazayım dedim. kime aitse de burdan teşekkür edeyim dedim.. :)

.sus

Yaz.. Çiz.. Kır, dök içinden yaşantıları.
Sus dışından.
Ağla içinden; geberesiye, ölesiye ağla.
Boşver dışından.
Ciğerlerini kat birbirine, çek zifiri içine katlet göğsünü.
Zevk al dışından.
Kovala içinden
ve kaç dışından.
Öl içinden,
Geber dışından.
At düğümlenmekten kör olmuş boğazındaki balgamı,
Söv içinden.
Gülümse dışından.

yalaaağn dünyaaaaaağ

hayat basit bir boşluk doldurmaca sorusu değildir.çünkü boşluğa uygun kelime şıklarda çoğu zaman yok idir ,yanlış şıkkı işaretletmek adına konmuş basit bi yanıltmaca olsa da hafife almayınız sayın seyirciler.yılmayınız doğru seçeneğin konmasını aşk ilen şevk ilen bekleyiniz, oyle de olmuyosa silip oraya doğrusunu yazınız, gerekirse zorla alınız bu kadar kibar feyzo olmayınız çat diye kafasına bi tane indiriveriniz.tamam ya bananeyiniz,naparsanız yapınız.

bir de;


Badem- Geceyedir Küsmelerim. nasıl bir şarkıysa sağ gösterip sol vuruyo. hafife aldım ben kendisini vokalin sırma sarılı saçları boyadı gözümü,özür diliyorum sizden Badem.
affedin beni. Badem gözlü çocuklarınız olur inşallah.amin.

2 Nisan 2009 Perşembe

saçını çekerim senin!

yolda kendi halmde ya da yanmda birileri varsada bizim kendi halimizde salına salına yürür iken hoşlaştığım çocukla karşılaşıp o daha beni görmeden arkasndan sinsice yaklaşıp saçını çekmek istiyorum. evet saçını çekerek dikkatini çekmek istiyorum. ama bunun için önümde bazı engeller var. öncelkle kişisel karşı cinse dair zevkler ayarlarımla oynayıp uzun saçlı birinden hoşlanabilmemi sağlamam gerekiyor. evet zorlu bir engel biliyorum kabul ediyorum ama imkansız değil insan isterse herşeyi başarır,uzun saçlı birinden bile hoşlanabilir (H). maksat hayaller gerçek olsun ! =)

ama bu hayali vize haftası sonuna kadar askıya alıyorum böylece hem heycanı da artıcak keheh. ve evet şuan oturup dağılımlara olasılıksızca çalışmam gerek. tüm olasılıkları hesabettim olasılık çalışmadan olasılıkdan geçebilinmeyecek bu dönem. haydin kolaylıklar dilerim tüm genç müyendis argadaşlara gazamız mübarek ola!

tüm aptallaRa...

hayatını darmadağın edebilirsin. hiç yapmadığın şeyler yapmaya bunları alışkanlık haline getirmeye başlayabilirsin.yada hep yaptığın hayatının parçası en sevdiğin en keyif aldığın şerden vazgeçebilirsin. keyiften vazgeçebilirsin. umuttan vazgeçebilirsin. tam bir pisliğe dönüşebilirsin. tam bir zavallıya da dönüşebilirsin. saçlarını 1 hafta -2 hafta hiç yıkamayabilirsin. ne giydiğine nasıl göründüğüne zerre kadar önem vermeyebilirsin. yemek yemeyebilirsin. çok çok çok fazla yemek yiyebilirsin. temizlik yapmayabilir, çöplükte yaşabilirsin. hiç gülmeyebilirsin. hiçbişeyi komik bulmayabilirsin. gülmek için çaba harcamayabilirsin. 24 saat ağlayabilrsin. bütün çabalarndan amaçlarından vazgeçebilirsin. aslına bakarsan kendinden de vazgeçebilirsin. hiç giymeyeceğin abuk kıyafetlerle cüzdanını boşaltabilir kredi kartı limitini aşabilirsin. sürekli seyahat edebilirsin. insanları harcayabilirsin. yada onlar tarafndan harcanmaya göz yumabilirsin. herşeyi yapabilirsin. hiçbişey yapmadan günlerce haftalarca durabilirsin.
bırakabilirsin. kendini, hayatı, yaşamayı bırakabilirsin. yaşamıyo gibi, ölmüş gibi yapabilirsin.

ne değişir? bunları yaptığında ne geçer eline? kaybettiklerin geri mi gelir elinde kaybedicek hiçbişey kalmadığında sıfırı tüketiğinde? hiçbirşey geri gelmez.o en dibe vursan hep orda kalabileceğini sonsuz acıyı tattım artık bitti diyebileceğini mi sanıyosun? hiçbir zaman bitmez... ama doğru sen bi bitik olarak kalırsın. oyüzden lütfen bu tür davranışları evde kendiniz denemeye kalkmayın.ulaşamayacağınız yerlere kaldırın.

31 Mart 2009 Salı

Gerçek kesit.

"çocuk masallarında, prensesler kurbağalara öpücük verir ve kurbağalar sevimli prenslere dönüşür. gerçek ya$amdaysa, prensesler prensleri öper ve prensler kurbağaya dönü$ür."

....

17 Mart 2009 Salı

'undefined flying object'

Anlayamadığım şeyler var. az önce saçlarımın ıslaklığıyla donucak kaskatı mı kesilcem ben ya korkusuyla saçlarımı ufoyla kuruturken düşündüm bunu. evet ufo nun işlevleri saymakla bitmiyor azizim.şimdi bu ufo denen ama neden ufo dendiğini de şimdiye kadar hiç merak edipte sorgulamadığım işlevi 'ısıtmak' olarak bilinen 3 bacaklı garip dizaynlı evimizin üyesinin fişini çekmeden uykuya onunla aynı ortamda yakınında bi yerde dalıverdiyseniz tam siz uykunun en datlı yerindeyken aşka gelip heybetli bir sesle çalışmaya başlayıp bide karanlıkta haliyle korkunç görünen alevli ızgara görüntüsü de b anda beliriverince haliyle yataktan fırlama,çığlıklar atma gibi tepkiler vermeniz muhtemel oluyor. gerçektende 'undefined flying object' miş laan bu diyebiliyorsunuz olayın akabinde.
bu anektodumu da cansuya ithaf ediyorum kendisi 'uykuda ufo gören masum köylü' ne demektir iyi bilir yavruşum küçücüğüm.
neyse. düşünmekten yorgun bitap düşmüş bu bünye, öyle ki kitap bile okuyamaz oldum ya ben böyle saçmalık görmedim yani. kitaba konsantre olupda orda verilmek istenen sosyal mesagı,çıkarılması gereken sonucu o okuyucunun kendine has objektifinden bakıpta hakkıyla baş-göz edemiyorum bile. kendi düşüncelerim -ceeee! diye giriveriyorlar araya. lan hişşt çekil lan bi git yaa allaalaa desemde yok işte yok gitmiyolar bildiğin sabote ediliyor her bu tür girişimim.
dikkat toplayıcı ilaç varmış. kullanmışlar beğenmişler tavsiye bile ettiler. en nöbetçi eczaneden gidip alacağım hemen. dikkat kesilebilmek için. demem o ki dikkat edin yani. attention please! :D iheuha
bide başlık diye yazdığım şeyi kendime ithaf edeyim dur ya. her ithaf hakkım saklıdır. çünkü.

9 Mart 2009 Pazartesi

cısssss !!! dokanma !

beyin hücrelerimin canları çooook sıkılıyor şu günlerde.
bu geçmeyen baş ağrımı düşününce kafamın içinde ordan oraya koşuşan,duvarları tekmeleyen,taklalar parendeler atan,birbirine yumruklar fln savurup orasını burasını yaralayan hücrelerim geliyor gözümün önüne.
çok şımarıklar . baş edemez oldum valla.

3 Mart 2009 Salı

"Ben mutlu bir kızdım önceden."Bunların bir önemi yok.Bu zor bir donem ve aci veriyor.Bu cok uzuyor..Beni boyle alistirmadiniz.Yaptigin her bir kumdankaleyi bozan su sonrasi tekrar kuramiyorsun bile yenisini.Ayaga kalkmak.Tek tek.Ve itinayla.Bu boyle olmamali.Hicbirsey istemiyorum yuzume bakmandan baska.Oylece duruyorsun.Bu yeni degil cunku sen de oyle.Bu nasil anlatilir bilmiyorum.Buna hangi bir "ben"im uzulmez bilmiyorum.Hicbirsey bilmek istemiyorum.Cevap verememek degil benim problemim.Bilindikleri karsima koyamamak.Seni cok ozledim.Nasil gecer bilmiyorum.Burdan baslamiyor Merve.Burdan hic baslamadilar.Olmayan pencerelerinde beklemek.Hep gelmis gibi sonunda.Hep gelirmis gibi.Bu bir ceza degil.Bu ogretmiyor.Bu uzuyor.Ve hala,olan her bir kotu gun,beni bir sonrakinin ne kadar kotu olacagina inandiriyor.Kosmak istiyorum,buyudugum eve.Ayak sesleri beni olduruyor her gecmeyen gun biraz daha fazla.Uykularimi boluyor ayak seslerin.

22 Şubat 2009 Pazar

.tamamen çalıntı

Bazı insanlar, çevrenizdekilere sürekli onları sevdiğinizi söylemediğiniz için sizi kasıntı sanarlar. Kasıntı da değil aslında. Daha çok götü kalkık olursunuz onlar için. Burnundan kıl aldırmayan biriymişsiniz gibi düşünür, size o şekilde davranırlar. Sırf bu yüzden. Sırf onlar gibi "seni seviyorum" ları, "seni çok özledim" leri 7/24 ağzınıza sakız yapmadığınız için. Ayrıca "söylemek"ten kastım yazılı olarak yapılanlarda değil. Nette, msnde, kişisel profillerde sürekli yazılan "seni seviyorum" naraları veya o sevimli kalp ikonları 5 para etmiyor zaten. O gibileri genelde okuyanlara "bunlar çok yakın arkadaş" veya "bunların arası çok sıkı" dedirtmek için yazılır. İnsanlar artık arkadaşlarının doğum günlerini bile Facebook 'dan kutluyor, ötesi var mı? Yok. Ben kişilerin yüzüne karşı söylenenleri kastediyorum.
Ve inanın bana sürekli bunu yapmadığınız için ne götünüz kalkık olabilir, ne burnunuzdan kıl aldırmayan biri olursunuz, ne de kasıntısınızdır. Çünkü siz doğru olanı yapıyor oluyorsunuz.
O kadar kolay olabilir mi sevmek. Günümüzde "seni seviyorum" cümlesi o kadar bayağılaştırılmış durumda ki, insanlar artık herkesi sevebilir hale gelmiş. Bir insanın 600 tane arkadaşı olabilir mi? Hadi olduğunu var sayalım. 600 kişiye de "seni çok seviyorum" demesi normal midir? Buna inananlar, aynı şekilde karşılık verenler kuş beyinli değil midir? Veya hangi mantık veya düşünceyle yapılıyor bu? Neden insanlar artık böyle şeylere gerek duymaya başladılar bilmiyorum. Bu nasıl bir anlayış biçimi olabilir onu da bilmiyorum. Bildiğim tek şey bir çoğunun işinin, gücünün ve hayatlarının yalan olduğudur. İşte bu yüzden günümüzde ilişkiler ve evlilikler kısa sürüyor ya zaten.

Annelerinize babalarınıza sorun bi bakalım, -sizin gibi 20 günlük arkadaşlarına da değil- canlarından çok sevdikleri insanlara "seni seviyorum" diyebilmek için kaç takla atıyorlarmış. İnsanlara güvenebilmek, onları sevebilmek ve bunu onlara söylemek hiç de sanıldığı kadar kolay değildir esasında. Ama don değiştiriyormuşcasına rahatlıkları ile beni benden alıyorlar değerli gençler. Artık basitliğin bu kadarı yani.

21 Şubat 2009 Cumartesi

.bir bağımlılık

Yasmin Levy-Naci en Alamo

busted!

bence ne yaptığınızdan ne istediğinizden sizin bile haberiniz yok ! oh be ! söyledim kurtuldum. tutarınızı saçından tutup peşiniz sıra sürükleyebildiğiniz vakit, tutarlı bir bireyim ben diyebilip bu dediğinizde tutarlı olabildiğiniz vakit, benim-onun-bunun gözüme girmek için değil kendi gözünüzden düşmemek için yaşayabildiğiniz vakit, bu dediklerimin bencelerini atıp kendinizce bir sizce ye çevirebildiğiniz vakit, herşey için o artık çok geç denebilen her geçliğe uyabilen vakit, yani kısaca başka vakit başka yerlerde başka insanlarla olunabildiği vakit, bunun kısası uzunu olmaz zaten bunca vakit de asla aynı vakte sığmaz ımı anlayabildiğim vakit,
işte o vakit,
beni hala anlamamış olacağınızı şimdiden biliyo olmaktan hayır hiç üzgün değilim.

16 Şubat 2009 Pazartesi

bir post-it notu

Kalbimi açayım ki,kalplere yerleşeyim...

11 Şubat 2009 Çarşamba

dün sabaha karşı kendimle konuştum.
ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
yokuşun başında bir düşman vardı.
onu vurmaya gittim kendimle vuruştum.

Ö.A.

6 Şubat 2009 Cuma

fill in the blanks.

Filling the blanks seems so easy from time to time. When you’re at school your teacher makes a quiz and gives random words to put in the right place between the sentences. You just fill in the blanks. You fail or you succeed. Success is easy if you study. It is just one step ahead.

But in life, it’s not that simple. There’s no book you can read to learn how to fill the gaps. But the inevitable end is the same.
You either fail or succeed..

Someone to love, a school to go, a job to earn some money, friends to hang out with, a family to lean on, a house to live in, alcohol or drugs to have fun or to kill time, some make-up to feel better, eating veggies and drinking milk to feel healthier, sometimes a melodramatic movie “ an excuse to cry” when you’re sad, maybe a just a nice, sunny day to hang out with your beloved friends to smile, nite clubbin’..

That's about it right? I have all of these. I really do!

See, i’ve filled most of the blanks in my life. Mission accomplished and nicely done! What else could someone want for life? A Convertible? More money? More lovers? All are possible. Believe me! Not that hard to reach.

Lets take a close look to these blanks of mine.. As i’ve filled most of them, i should have been satisfied and happy, right?

But i’m not.

I can not figure out why this giant black hole standing beside me even exists!!

Hellooo ?!! I’ve filled a lot! So what the fuck is this ?! Oh,and you see it's still in progress. Getting bigger. Damn! How am i supposed to fill this one? I must have made a mistake while doing the match up.
Let’s try again.

A lover to hang out with, a family to love, friends to drive, alcohol and drugs to lean on, some make-up to kill time, veggies and milk to cry?
It seems i will fail on this one.

Fuck it! Who cares anyway?!
Sometimes, even i dont..

31 Ocak 2009 Cumartesi

Heeey dur taxi!!

herkes gibi benim de canımın sıkkın olduğu günler olabilir.sadece fark şu ki açık açık mutsuzum diyebiliyorum.üstelik ergenlik sürecim biteli baya zaman olmasına rağmen.
-sabah uyandım,kalbim ağrıyordu.
-kahvaltı yapmadım,çünkü kalbim hala ağrıyordu.
-biraz oturup sanal alemde sörf edeim meşk edeim dedim,kalbim uyuşmuştu.
-hayat devam ediyorum dedi.nanik dedim.

sevgiler..

9 Ocak 2009 Cuma

tutku? tutuklu?

-birbirine karşılıklı ve sırayla zarar verme, can acıtma dürtüsü, kendini bu döngüden ilk kurtaran mutlu diğeri aşık mı olur.
-bir şeyleri ölesiye istemenin ulaşınca aynadaki buhar gibi bitivermesi.
-her şeyin fazlası.
-insana saçma şeyler yaptırması.
-vazgeçemediğin, durup durup huzurunu kaçıran bir duygun. hayatın berrak bir kıvama kavuşmuşken, geçmişin denen o kutudan pörtleyip önüne sıçrayan yaylı bir jokerdir tutkun. esiri olduğun, bilinçaltının söküp atamadığı bir enfeksiyondur. öksürürsün arada bir.. rüyana girer hastalığın. yine üzülürsün, yeniden düşünürsün, gönlün yine bir tökezler. ama adı "tutku"dur.. sana bir şey katmayacağını hatırlar, hayatına devam edersin.
-yeniden canlanmayan tutku: uzuunca süre birlikte olup: hala "biz hala ilk günkü tutkuyla birbirimizi seviyoruz.." diyenler yalan söylüyor? : tutku diil o duygu: aşk filan, ya da alışkanlık-ki, kolay kolay vazgeçilemiyor alışkanlıklardan:
ama tutkudan yoksundur alışkanlıklar..
-huzura öfkeli, dinginliğe kızgındır.yarı deli duygular bütünüdür.diken üstündedir hep, rahata gelemez pek.
-saplantı?
-tutku yoksunu insanlar vardır bi de.. herşey renksizdir onlar için, tadları yoktur, kokuları yoktur, sıkıcıdırlar.. heyecandan bi haber, sıkıcılık had safhada.. bazen canlarını acıtıp, yaşıyor musun sen, hı?? diye sormak gelir içimden, o kadar ölüdürler gözümde çünkü..
-tutku duyduğunuz kişi ya da edim, her neyse onu "tutar"sınız. onu tuttuğunuz sürece akıp giden zamanı durduruyor, ölüme meydan okuyor gibi hissedersiniz. tutku boş bir yalvarıştır. herşeyin bir sonu olduğunu kabul etmeyen insan gönlünün mantıksızca direnişidir.
-yapmamak gerektiğini bile bile yapmaktır. dünyayı tutarlılığın sıkıcılığından kurtaran, insanı farklı kılan, yaşamı o kendine has karmaşa ve anlaşılmazlığa sokandır. düşünüp taşınıp bir doğruya tutunduktan sonra 'sikerim' deyip yaşamaya bakmaktır, gamsızlıktır.
-mantığın tersi, maymun iştahlılık. insanı insan edendir. mojo dur, inattır,"yapma, uslu dur" diyen içindeki sese bir tane çakandır.

5 Ocak 2009 Pazartesi

retro aşklar bahanesi


Bütün gerçekleşen hayalleri ve kırıklıkları dolunaya denk geldi. Bir dolunayda saçlarını kestirmiş sevdiğine rast geldi, olacak iş değildi ama hangi iş olmuştu ki?

4 Ocak 2009 Pazar

final haftası semptomları vol.1 =)))

*Mena :
hahaaa hahaaa ksmmm "biri bana gelsin" die bişe var şuan tv de ahahaha

' casPer ':
eveet günaydın:D
' casPer ':
ferhatçııım sunuoo
*Mena :
hani şahan yabsa ancak böle b isim olablrdi ahaha çok güldm yaa:D

' casPer ':
sen ferhata odaklan
' casPer ':
biri ona gelsin o da biziz
*Mena :
hee demet çığırıo
*Mena :
hani mutluluktu bu aşkın sonu cansu
' casPer ':
o neymiş yauu

*Mena :
ney
*Mena :
mutluluk mu

*Mena :
bende bilmiorum
*Mena :
ahahahahaahahahhahahahaha

*Mena :
kendm dedm kendm koptum ahahaahaa

casPer ':
eeuehuee ay mirivk gece gece noluosun hahahaha

' casPer ':
biri bize gelsin o da ferhat sensin o zaman
' casPer ':
ben programa faks çekecem:D
*Mena :
hahaa
*Mena :
böle b pankart açmak isterdm bak stüdyoya gidip:D
' casPer ':
euheuehu açalımmı lan şubatta b gidip geliriz prorgama:D
*Mena :
evet emös die gitmişken onuda çıkarırız aradan:D
' casPer ':
yaa ben giderim gızım:D
' casPer ':
ay ferhat yaa euehuehe ilahi adam seviorum onu
*Mena :
biricik feratımız bizim o
*Mena :
gülümüz
' casPer ':
aşkısı yhaa



---------------------




feratımız sen çok yaşa inşa-allahın izniylen:D:D

30 Aralık 2008 Salı

yeni yıla kala çeyrek.

şimdi bi sene daha geçince haliyle insanlar hep oturur mutlka bi son 1 yıl kritiği yaparlar. yanlış mı? değil yani neden olsun. işte bende düşünceler beynimde karışıp harmanlanıp sebze çorbasına dönüşmesin diye dedim bari bloğuma yazayım neden var o bir işe yarasın hani not tutar gbi olsun dedim. ama şuan anladım ki derslerdeki not tutma becerimi bilen bilir genelde girdiğim dersler gir(e)mediğim derslerin notlarını toplamakla geçer cüzdanımın en büyük düşmanı fotokobi masraflarımdır hiç yorulmam sıkılmam bundan hiç de bıkmadım bıkmam ve gördüm ki aynı başarıyı geçmiş ve geçmekte olan yıl analizi durumundada gösteriyormuşum.not tutamayan bir insanım.notsuzum.not zayıfıyım.nitekim notlarımda zayıf.

ozaman nabalım? tabiki bizde öğrenci gaza getrme yöntemlerine başvuralım:

adım 1: renkli renksiz ne idüğü belirsiz tonlarca kalem alınır,kırtasiyede üstüne dikilen asabi satıcı bakışları bilumum seviyede tutulabildiği sürece kalınır,gerekirse kovulunur,kapı dışarı edilinir.
adım 2:masanın,toplama notların başına geçilir.etrafa boş gözlerle bakılır.aniden aklına çok önemli bişey gelmiş gibi ordan kalkılır.en gereksiz ne kadar iş güç yada takılmaca varsa hepsi denenir.
adım 3: boşa vakit harcancak hiç bişey kalmadığından iyice emin olunur.
adım 4 : ama iyi ki her zaman mutlaka bişeyler kalmıştır aklınıza sonradan gelen!:) üşenmeden onlarda yapılır,tüm enerjiniz titizlik ile harcanır.
adım 5:aklınızdan zorunuz olduğunu kabullenip özenle bi taraflarınız tutuşturulur. yumurta sonunda kapınıza gelir dayanır.
adım 6:panik,dehşet içerisinde olası-olmayası,şişirilmiş-kendi haline bırakılmış bütün ihtimallerle notlarınız hesaplanır.
adım 7: nefes darlığı,kalp çarpıntısı,ölüvercek gibi hissetme,karabasanları uyanıkken görebilmeye başlayıp çığlık atamama vs belirtileri son noktadır.
adım 8:nihayet vakti gelmiştir.masaya geri dönülür.kazık çakılır.kazık bi yerlerinize kaçmasın diye diken üstünde vaziyette kahve ve redbulllar eşliğinde sabahlanır..

Ta-taaaam!! işte sadece 8 adım.bukadar basit bu olay.
ve bu yüzden hiç anlamıyorumki bu insanlar neden düşük notlar alıp mühendisliğin ne kdar ömür törpüsü,çin işkencesi zorluklar abidesi bi bölüm olduğunu düşünüyorlar.final haftaları neden bu kadar lanetlenmiş.işte hiç anlamıyorum ben.yeni yıldan dileğim masum vize-final haftalarının aklanması..
yazık yani. üzülüyor insan..
ehi.

15 Aralık 2008 Pazartesi

tell me a lie.

bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen
böle bir şarkı var
olmayınca olmuyor prensibine dayanıyor
kendimce bir 4o kuralı yarattım
Olursa Olur Olmazsa Olmaz
Sonra bu kuralı başka biriyle paylaştım gördüm cidden işe yarıyor
Ama nedense işe yarayan kısmı sadece 2. kısım
Bardağın boş tarafı da denebilir hani
Susadım
Ama bardağın boş tarafındaydım
Kurudum
Kırıldım
Toz oldum
Rüzgar aldı savurdu beni
Tanrım uçuyorum evet uçuyorum
Parçalarım farklı yerlerde ama hala aynı benim
Eskiden de tam değildim
Yağmur yağsa
Toplasa beni aynı toprakta
Üstümde bir leylak açsa
Mor leylaklar
Mor
Kırmızıyla mavi
Kadınla erkek gibi
Aşkı anlatsa bana

19 Kasım 2008 Çarşamba

...

of...olmuyor

bir türlü başlamıyor

sen olamazsan şu kalbim

Kimseye boyun eğmiyor

beğenmiyor

18 Kasım 2008 Salı

düt!

hadi bakalım kolay gelsin bir acayip zor yarış!
aha aha ve de ha!

14 Kasım 2008 Cuma

tehditsel hareketler bunlar.artiz misin?


ben hiç plan yapmadan yaşadığını iddia eden ama oto kontrolükıly oooor otomatikıly gizlice her salisesini hesaplayan,ama planları sadece boku yedim anlarında ortaya çıkaran bir manyağım.tek derdim sıkılmamak.heyecan bağımlısıyım.risk hastasıyım.
reçeteliyim,tescilliyim.
korkunuz.korkutunuz.
sadece kendi hayatım değil bana bulaşanların hayatlarınıda risklerle doldururum.kumarbazım.suça eğilimliyim.abartılmış kabartma tozuyum.
ama özümde iyi bir insanım. bana iyi davranın.
şaka be yahu.

B Planı.

nam-ı değer başkent vize haftası geldi de çattı e hoş geldi hoş gitsin işallah. işallah işallah da topu topu 2 adet sınava giricem ne diye vize haftam var benim ne diye vize haftası sendromları,uykusuz geceler,kapıya dayanan yumurtalar triplerine sokuyorsunuz beni sanki normal bir öğrencilik dönemi geçiriyormuşum gibi.ey otoriteler o ölümcül,rezil,akla zarar,katil yönetmeliği hazırlayan sihirli parmaklar! onca dandik ayrıntıyı düşünmüşsünüz naparızda bu çocukların okulunu daha çok çok çok uzatırız diye e bide insaf edip bunuda düşünseydiniz de beni de şaşırtsaydınız?! bir kerede olsa eğitimci kimliğinizle değil de kendinizle çelişseydiniz.

neyse sizi vicdanınızla başbaşa bırakmak ne kelime sonsuza dek onunla mutluluklar diliyorum^^

zaten yeni kararlarım yeni planlarım geleceğe umutla bakan gözlerim var=P


ozaman coming soon. heycan dolu saatler bizleri bekliyor....
dın dırı dın dırı dın dırı dın dırı dın dırı dın dırı dın dırı dın
()

12 Kasım 2008 Çarşamba

on.bir.kasım.benimgünümçocuklaaaaar!

küçük şeylere seviniyorum hola!
var mı itirazı olan? varsa da sonsuza dek susabilir kendileri çünkü ben böyleyim.böyle geldim böyle gideceğim.yok ki anacm bir itirazım.







mutluluğumdan rahatsız olabilcek kötü gün dostlarım.hyr yanlış yazmadım.kötü gün dostu 2 ye ayrılır;
sadece kötü anlarında seni sevdiğinden bayıldığından değilde insanlığından ötürü yanında olanlar,hem iyi hem kötü her anında seninle olanlar olarak.evet bazıları var ki mutluluğunu paylaşamıyor seninle ne yazıkki.kıskançlıkmı bu bilmiyorum.bi şeklde rahatsız oluyor kendi mutsuzken senin mutlu olmandan.onları tenzih ederim bu yazımdan.ve mümkünse bi zahmet hayatımdanda.yoruldum artık ben cidden.sorunum sizinle değil hayır.ama kalabalık etmeyelim bizbize olalım diye sadece. (bebiş tavrı.bebiş kıvırması örneğisi.)




neyyyse kadim dostlarım,sevdiceklerim.beni böyle sevin diye de şımaracağım.hakkım çünkü.doğum günü çocuğuyum.abartılmş haklara sahibim.abartılmış kahkahalarda atarm zaten hep.gülmek ömrü uzatırmış.ama bununla bi alakası yok kahkahalarımın.böyle özel günleri aslnda saçma bulurum.ama bu defa kızdm kendme,fikrimi değiştirdim bir defaya mahsus olarak.
seviyorum siziii!
iyiki varsınız,isim belrtemem böylede gizemli ayaklarım vardır ama onlar kendilerini biliyo bana 3 gün 3 gece bayram yaşatan böcüklerim hepiniz bnmsiniz,bırakmam sizi yakanızda olucam şimdiye kdr olduğu gb bundan sonrada hep.
cansım cansuyusum:) en çokda sana bu dediklerim,odun muyuz biz derdik,cvbım:odunuz evet ama arada bir işte oluyo böyle..mutluluğumuzuda mutsuzluğuzuda paylaştığımız için. karmaşamızın arasnda bile mutlu etmeye çalışabildiğimiz için(öbeeeh çok derin annamlı cmleler kuruorm ama az sonra bitior sabır biraz yarabbi). çoğul konuşuyorum ama sen anlarsn be.cangızsın bi kere sen=P

hayatımdaki tüm cangızlara madem.politiğim yaa.ne kolay herşey işte böle:)


iyi geceler de diliyorum.öküzlük ettiğim insanlardanda asla karşılaşıpda okumayacaklarını bildiğim bu dandirik bloğumdan doğruda olsa özür dileyip vicdanımı rahata erdiriyorum.
bencillik mi,var biraz evet.

dedim ya!
doum günü çocuğuyum!=P

10 Kasım 2008 Pazartesi

.empyt space,to fill an empty place

yu
meyk
mi
tayrıd.
layf
wants
tu
live
yu
cast
want
tu
watch it...

7 Kasım 2008 Cuma

kara haber.tez duyulmadı.geç bile kaldı.



Şu anda evde varım.Bip sesinden sonra msg bırakmayın.




Bip.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Hey Dürzü!

Ne ararsın Allah ile aramda! Sen kimsin ki orucumu sorarsın? Hakikaten gözün yoksa haramda, başı açığa niye türban sorarsın? Rakı, şarap içiyorsam sana ne.. Yoksa kimseye bir zararım, içerim. İkimizde gelsek kıldan köprüye, ben dürüstsem sarhoşkende geçerim. Esir iken mümkün müdür ibadet? Yatıp kalkıp Atatürk 'e dua et. Senin gibi dürzülerin yüzünden, dininden de soğuyacak bu millet. İşgaldeki hali sakın unutma. Atatürk 'e dil uzatma sebepsiz. Sen anandan gene çıkardın amma, baban kimdi bilemezdin Şerefsiz.

Neyzen Tevfik.

20 Ekim 2008 Pazartesi

turuncu otobüs.


ben yine uyuyamıoyorum yabadabadu!

bu mevsim karmaşa mevsimi.
sakin,dingin,karmaşığım.
hep böyle geçer burda aralığa kadar.
seviyorum bu aralık mevsimi.daha kış olamamış bu soğukları.bu geçişi.bu halimi.
çok fazla hayatına girmiyorum kimsenin şu sıralar.çok fazla ilişmiyorum.oturdum izliyorum.yayıldım oturduğum yere.sadece izleyince rahatsın tabi.suskunsun.sessizsin.
kendi içime okdr çok konuşuyorumki dışarıya bişey kalmıyor.
hep böyle olurum söyliceklerim çok olunca.




bugün haftasonu kaçmasından dönerken kaza yaptık.yolda kaldık.
daha önce hiç yolda kalmadım mı yoksa şuursuzluğuma mı denk geldiler onlar bilmiyorum ama bgnkinden nefret ettim.
yol önünde duruyo ama sende duruyosun.
nereye gittiği belli yolun.
tabelalar heryerde.ama hareketsizsin sen be.
tek yaptığın duran yola bakmak.
yol gitsin bende gideyim diye beklemek.

yol gitmezki şapşal otobüs!

hayatın stop buttonu.8 dakika sözü verip bitmeyen reklamı.
sonra bi balon çıktı kafamın hemen üstünde.
bi baktım ben yol kenarındaki otobüs olmuşum turuncu saçlarımla.
önümde duran yolda kendi hayatım.
ah be!

yol durmazki şapşal otobüs!


13 Ekim 2008 Pazartesi

Do we need distance to get closer?..

21 Eylül 2008 Pazar

La Boktaine Masalları

evvet burdayım!
sess e-a!
çıplak gözle değil görmek bakmaya bile korktuğum herbişey şimdi karşmda korumalı camlı bi fanusda hapsedildi.
'mission completed!' mı? cxx okadarda değil ne sandın sen beni uzay filmi çekmioruz dünyalı normale yakın varlklarız! neyse..
cam fanus diordum. hapesettim diordum..
hani polis telsizine bi anons geçer "asmaaltı mahallesi tekerlekli hududu no... da kmliği belirsiz 3 şüpheliye rastlandı 3 ü de suçluymuş yakalanıp hemen hapsedildiiii!!" diye.. ehea tamam böyle bi anons geçmez hiç bi zaman.zaten anonsla işim yok. duyurmaya çalışmam değil tam tersi gizli görev belleip sinsice ve fettanca ve şeytanca davranıp işimi halletmem gerek.
tüm bunlar olurken yani ben sinsi fettan ve şeytanken bi peri gelmiş.. cadı nın olduğu yerde peri de olck tabiki bunlar evrensel dengeler herkes bilir! ama bu peri başka peri. sinsi-fettan-ve şeytan cadının hapsettiği ne varsa çıkarması beklenirken fanusun etrafına simsiyaah bi perde çekmiş. ne içerdekiler dışarıyı ne de sinsi-fettan-şeytan cadı içeriyi görebilir olmuş.sinsi fettan ve şeytan olmasının yanında 2 yüzlü olmasıda beklenen ama bunu b türlü beceremediğinden hiç terfi edemeyeip yıllardır okunmayan siyah beyaz masallarda kalan cadı tabiki periyle peri olamamış ve aklını çelememiş.
masalın sonuna kadarda kmse izlememiş.çoktan kanal değiştirmiş.
sonu kimse beklememiş.
son bi türlü gelememiş...

2 Eylül 2008 Salı

hadi varyemez amcacılık oynayalım!!

varsayımlar yoksayımlar.
bazen hayat bir süreliğine bunlardan ibaret hale geliveriyor. böyledir bazen. o koskoca yaşamda incir çekrdeği kadar yer kaplayan şeyler bir anda 'hayat' oluverir. daha da kötüsü. hayatın kendisi oluverir.
heryerde kullanılır bu olgu. yutarız bizde. aslında yutmak deil. gerçek bu yahu! hayatın tadı coca-cola, hayatın sınavı öss, hayatının anlamı X kişisi, hayatının laneti koca burnun, hayatın 'maksimum'u, vs vs. sonsuza dek çoğaltılabilir örnekler. çoğalırken hayatı da çoğaltır sanmayın. bunlar çoğalırken hayat daralır,ezilir büzülür,cebe girer!

gelgelelim varsayımlar. yoktan varsaymalar vardan varyemez çıkartmalar...
ben kavgacı bi insanım. öyle çok çemkirenler gittiği yere mahallesinden replikler taşıyanlardan değil. sessiz kavga edenlerden.
en çok da hayatla kavgalıyım.
sevdiğinden yapıyor durumu sözkonusu olsada bunu anlamanız uzun sürer,çaktırmam.
hep eşelerim toprakları. tırnaklarım kısadır oyüzden. ojelerimde hep bozuk yarım yamalak.
langır lungur-haldır huldur yaşam tarzı bunun adı.
bazende hiçbişey bulamam.. varlığını bilirim. ama dokunamam. çıkagelir varsayımlarım. aslında bana yanlış-sayımlarım. sayaçları doğuştan bozuk. her sefernde kandırırlar beni. kandırılmak istediğimden belki. insan bazen inancak hiç bişi bulamaz. ama inanmalıdır bişeye. o vakit başlar 'yanlış' saydırmaya. o sayaç mutlaka durur b yerde.
yanlış yermiş! o sırada kimin umrunda!

24 Ağustos 2008 Pazar

Mr.Mon Seni Özleyeceğiz!

Ben Pazar günlerini hiç sevmem. bilen bilir. bilmeyene anlatmasın.Sanki hiçkimse anlamaz beni pazar günleri,dünyanın en şanssız en kadersiz en umutsuz insanı gibi hissederim.
sanki olduğum gibi kabul görülmem,sanki her zaman olan şey olmaz.sanki sevilmem sanki saymam kendimi, hatta yukardan kafama saksı inse 'e bugün pazar napalım olucak artık..'lara kadar da gidebilirim.pazar günü beni sevmiyor ben de onu.
Geçtiğimiz pazar ise bir cinsiyet değişikliği ameliyatını internet yoluyla izlememle başladı.(pazar günü çünkü.böyle)
Mr. Mon 45 dakika içersinde Mrs Monica oluvermişti,e tebriklerdi.
Fakat Pazar gününü geçtim merak ediyorum nasıl devam ediyor Mon/Monica olunca? Bu ne güç,bu ne güçlü tahammül?
Ben ve çoğunluk bile görsellikle ilgili duyduğumuz sorulara tahamül edemezken helal olsun valla bravo dedim Monica'ya.duymadı.Şu değindim görsellikle ilgili sorular da bilindik şuyun şöyle mi buran estetik mi yok şuyun bu mu tarzı dandiklerdir.
çok nadir olsa da rastlıyorum ve 'e yok artık sarı çizmeli necmiye'yim ben de rugan ayakkabılı Pelin Batu takliti yapıyorum.' diyesim geliyor.e susuyorum.erdem diye.
Bu tür sorularda takılı kalmış insanların yasadığı bi toplumda cinsiyet ameliyatı geçiren bir insanın hepimizle aynı şartlarda ve aynı ortamda mutlu mesut huzurlu yaşama ptansiyeli sizce eksi yüzde kaç eksidir?bu nasıl bir yergidir?
Ben postiş muhabbetine bile dayanamıyor tutmaya iğreniyorken kuaför de bir hatun çıkageldi eski bir pazar günü.(yine bi pazar..)
Hem de gözlerini kocaman yapıp kıskanç kıskanç 'çıtçıtlarımı değiştirmeyi düşünüyorum, senin saçların gerçek mi' diye bir soruyla geldi. HÖ? Lütfen benimle beraber OFF' larmısınız?
Ben şimdi sana senin istediğin cevabı vererek yalan söylesem ve desem ki 'evet çıtçıt baaak ne güzel dimi yere kadar değil ama napayım artık enazından popomu kapıyor' desem gözlerinde ki o kıskanç ifade koşarak gidecek ve rahat bir nefes alıp 'biliyordum zaten'deyiverceksin ve nefesini geri vericeksin.ben de sana dicem ki ah ne güzel ortak özelliğimizde var hadi bari .sarılalım sıkı sıkı...'hayır bana ait' dediğimde utanmadan bir de plastik sandalyenden kalkıp saclarıma dokunuyorsun 'acaba yalan mı?' ' inanmıyorum kuduruyorum şu an nasıl gercek olabilir ya bunlar uzay saçıııı!' bak şimdi senin yalanını ortaya çıkartıcam da nasıl mort edicem seni pis kız seni!' diye diye kuduruyorsun sen içten içe..niye?
vallahi anlayamıyorum.saç uzunmuş kısaymış mormuş yeşilmiş meme küçükmüş büyükmüş bacak çarpıkmış düzgünmüş burun yamukmuş normalmiş boy kısaymış uzunmuş adam kelmiş bonusmuş.
bırakın kızlar!
Mon= Monica oldu!
onu da bırakın.şunu tutun: "gel, gel, ne olursan ol yine gel''
mevlana şöyle diyor:
ister kafir, ister mecusi,
ister put'a tapan ol yine gel,
bizim dergah'ımız, ümitsizlik dergahı değildir,
yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel..."


ya..ya...

20 Ağustos 2008 Çarşamba

tam sopalığız!

Kimsin sen? Seni ne mutlu eder?
Mesela ben, bu yaz, boncuk misali misinamdan kopup dağıldım. Yerçekimine teslim oldum ve yuvarlandım. Seviyorum bu yeni halimi. Daha az kontrollü. Biraz likörlü. Rahat.
Sanki bir cam açıldı da içimde, yüzüme rüzgar vuruyor. Kapılarımı açtım. Çok kilitlemişim canım ben de. O kadar da izole olmaya gerek yok. O kadar da suç yok mahallede.
Kapıların altından taştım dışarı, bir madde gibi. Şimdi bunu size anlatmak zor. Ama anladınız. Basit sorularla karşılaştım. Karşılandım desem daha doğru. Bence insan karşılaşmıyor, karşılanıyor. Çünkü sen gidiyorsun, sen çağırıyorsun, bir şeyler de seni karşılıyor işte.
Biraz cesaretle kaybolursan, fantastik filmlerdeki gibi, tuhaf dost yaratıklar ’hoş geldin’ diyerek, seni yeni bir haline buyur ediyorlar.
Benim bu halime gelmem için, hayatın basit sorularına cevap vermem gerekti. Bir tür kapı parolası diyelim. İnsan kendine, süper karışık sorular kokteylleri hazırlayıp, onlarla sarhoş oluyor. Sağa sola çarpıp, evini bulamıyor icabında.
Halbuki hiç gerek yok. Basit sorulara cevap vermek, insanı ayık yapar. Ayık tutar.
Mesela şu: Kimsin sen? Seni ne mutlu eder?
Öyle basit ve çocukça bir soru ki, insan cevabına yeltenmeyebilir. Gibi gelebilir. Fakat dönüp dönüp bir daha bakın bakın bakalım. Kolay mı cevabı. Kesinlikle değil.
Hele benim gibi, beyninin kabloları karışmış bir tip için.
En kalın iki kablo bunlar bile olsa, gö re mi yo rum bile!
Sustum ben, kendime bu soruları sorunca. Aklıma hemen, herkese giden cevaplardan geldi. Ama yolladım. Cevap da basit olmalı. Bir paragraf olmamalı.
Öyle politik, yapay olmamalı. Dümdüz bir cevap olmalı.
Sopa gibi.Herkes kendini, arada bir balkondan sarkıtıp sopalamalı.
Arkadaşlarını, sevgilisini, kimi varsa sopalamalı.

Hayat Amaaan'dan Amman'a uzanan baharat yoludur

Cep telefonumun c'si bozuldu. Yazdığım silinmez oldu.

Sadece c'si değil a'sı, b'si de bozuldu. Çalışan tuş sayısı bir hafta boyunca üç-beş civarı oldu.

Allahtan insan hayatta kalmaya programlı, kendimce yöntemler geliştirdim. Komünikasyonu kesmedim. Fakat delirecektim.

Ne kaydettiysem durdu. Ne yazdıysam oydu. Sinirlerim bozuldu. Sonra bütün bunların bir nedeni oldu. Bi şeyler anlar gibi oldum. Hmmm'ını çıkardım hemen.

İşte cebinin c'si bozulanın hayatı kullanma kılavuzu:
Yaptıklarının ve dediklerinin U dönüşü yok! İnsan silmenin mümkün olmadığını bilince, daha dikkatli yazıyor. İki saniye daha düşünüp yazıyor. Yoksa başa dönüp her şeyi baştan yazması gerekir ki, asla aynısı olmaz. Aslında vakit kazandırıyor. Çünkü silinebilir diye düşünürsen, daha fazla hata yapıyorsun. İki ileri bir geri gidiyorsun. Silmek yok diye düşünüp yazarsan, hem daha güzel yazıyorsun, hem de daha hızlı.

(Bu paragraftaki bütün ‘yazmak'ları ‘yaşamak'la değiştirin. Voila!)

Kaydettiğin şeyleri kaybetmek yok! Demek psikiyatristlerin Freud amcayla elimizden tutup, çocukluğumuza götürüp durması bundanmış. Silemeyince, kafadaki hard diskte hepsinin yeri var.

Nezaketen kaydettiğin bir numara, çektiğin bir resim, duyduğun bir ses, hepsi vargüçleriyle ordalar. Neyi kaydettiğine dikkat ediyorsun.

Öyle laf olsun diye bi şeyi hafızana buyur etmiyorsun. Mazeretin var silemiyorsun sen! Seçici davranmak, her şeyi tartmak en doğal hakkın oluyor tabii.

Çok yol almışsan, hatayı unut! Offf o ne stres, uzun uzun yazmışsın, tamam bir-iki harf önemli değil fakat, hata yapmaya hakkın yok artık!

Hayatta başarıyla gidilmiş, destanlar yazılmışsa bilin ki o insan diken üstünde. Mesajı oraya kadar güzel güzel yazmış insan, kolay kolay hata yapmayan biridir. Bu ‘kesin!'dir. Başarı hikayeleri yazıldıkça, başarısızlık olasılığı düşer. Bu matematiktir. (Metafizik bambaşka şeyler söyleyebilir.)
Yine de ihtimali az olan bu şey, olursa daha büyük bir yıkım demek.
Onca doğru harf doğru kelimeye, doğru kelimeler doğru cümleye, doğru cümleler güzel hikayeye gitmiştir. İnsan böyle bir durumda hemen yavaşlar! 20'li yaşların başında ‘amaaan silerim, olmadı baştan yazarım' dediği şey, ‘amman dikkat'e dönüşüverir.

Amaaan'dan Amman'a yapılan bu seferde

savaşlar ve barışlar olur.

Virgüllerde geçilir,

soru işaretlerinde beklenir,

noktalarda durulur.

Şansın varsa bir gün adının sonuna

bir ünlem konur!

Hayat da bu iki şehir arası, baharat yoludur.

Tuşlar bir bozuldu. En zor şey silememekmiş meğer oldu.
Gerisi halloluyor. İnsan bir tuşta üç harften bile vazgeçebiliyor icabında. Bence insanda da silme tuşu yok, hayatta da.

Lakin ‘iki nokta üst üste'n ve ‘kapa parantez'in varsa korkma, Amaaan'da da Amman'da da hava güneşli sana :)

(alıntıdır.soygun değildir.bide güzeldir.)

En büyük üç yapıştırıcı: Kan, hayal ve aşk.

İnsan bir yanı çıtçıtlı doğan bir ırk.
Çıtını başkalarının çıtıyla çıtçıtlayamazsa üşür. Fazla yaşayamaz ölür. Bu onu son derece romantik yapar.

Aslında ikiye, üçe, beşe bölünemeyen hiçbir şey bizi artıramaz. Tek başına kazanılmış her zafer, bize yenilgidir.
Belki de ben, sen, o; biz, siz, onlar birer mertebedir.
Ne bileyim belki de, benden onlara giderkenki tur rehberidir ruh.
Bu kolkola girip ‘we are the world' söyleyelim demek değil. Birimiz, önce kendimiz, sonra hepimiz için ortaya atmasa kendini, birlik olamayız değil mi?
Tuzluk gibi düşünün birliği. Tuzluğun içinde tuzlar. Birliğin içinde birler. Bugünkü konununsa sen mi ben miyle alakası yok. Bugün çıtçıtların günü. İnsanları birbirine yapıştıran şeyleri 3'e ayırma günü:
Kan, hayal, aşk.

Birinci yapıştırıcı: Kan.
Savaştaki kan değil. Barıştaki kan. Kanbağı. Aileler, akrabalar. O onu doğurdu, o da beni doğurdu çıtçıtı. Elimizin dilimizin en alıştığı çekirdek. Anne baba ve çocuklar. Bu çıtçıt, çıtçıtlandığı anda kaynar, derini söksen çıkmaz.
Onlar seni, sen olmadan çok önce sevmiştir. Seni dik durduğun zaman da, eğilip büküldüğünde de güzel bulurlar. Bir ömür görmeseler yüzünü unutmazlar, adını yanlış söylemezler. Bir gün aile kurmak istersen, ilk nasıl bir aileden geldiğin sorulur.

İkinci yapıştırıcı: Hayal.
Aklıma gelen en büyük örnek Atatürk. Biraz önce Tolga Örnek'in yapmış olduğu belgeseli izledim.Bir kez daha bir tek insanın hayal gücüyle, milyonlarca insanı nasıl birbirine yapıştırdığını gördüm.
Onları hayaliyle kendine çıtçıtlayıp, bir ağ yapmış.
Atatürk değilsen, özgürlük hayaliyle, savaştan bitmiş bir halkı daha güçlü bir savaşa güdüleyemezsin.
Hayalin, saltanatlığı cumhuriyete çevirmekse, Atatürk olman gerekir. En büyük harflerle, en okunur şekilde yazılman gerekir. Çaresizlikten güç alman ve ‘mutlu musunuz?' sorusuna, ‘mutluyum çünkü başardım' demen gerekir. Bence bütün okullarda bu belgesel gösterilsin. Hayat hayallerinin peşinden gitmekse, onun yolculuğundan daha büyük ilham düşünülmesin.

Üçüncü yapıştırıcı: Aşk.
Ah mon amour çıtçıtı! Çıtçıtlarken can yakan çıtçıt. Çıt diye kırıveren çıtçıt. Bir aşığın hormon kimyasına, körlüğüne ve ‘aşk için yapmayacağı şey yok'la ölçülen manevi kas kuvvetine bakarsak, düşer bayılırız.
O kulluğun, buyurganlığın, teslimiyetin en şahanesidir. Gözümüzü güzelliğe, kulağımızı şarkıya, tenimizi sıcağa açar.

İnsanlar aşkla yapışmak için ölürler.
‘I love you' yazan lovebug'larını açar, bilgisayarlarına virüs kaptırırlar.
‘Seni seviyorum'u klişe bulur, duyduklarında en beklenen bir sonla ölüp biterler. Birbirlerine çıtçıt gibi isimler takıp gezerler. Benim çıtım senmişsin derler.
İki aşık, kapalı bir parantez gibi sadece birbirine fısıldar.

İster başa dönün okuyun,

İster onlarla,

İster bunlarla,

İsterseniz bir tek onla olun.

Birincisi,

siz hep siz olun.

İkincisi,

şşşşşş sesi gelmeden

çıt sesini duymuş olun.

Amy Winehouse dinleyin=)

14 Ağustos 2008 Perşembe

veee perde!


kuşatabilen etkisi altına alabilen şeyler..
işte ben bunları seviyorum.
alkol,iyi müzik,iyi film,iyi kitap,belki iyi oyun..ws..
bazen bir film izlersiniz.sonraki bi kaç vakit hayatınızı o filmin içindeymiş filmdeki esas oğlanmış- esas kadınmış gbi yaşarsınız.tepkleriniz istemeden onlara kayar.kate olsa şöyle derdi dersiniz.
işte bunu seviyorum.hep etki altında olayım istiyorum=P
kendi benliğinden sıyrılıp başka şeyler olmaya çalışmak değil bu. fazlaca geçici.oyun gibi.farkında olmadan oynanan oyun gibi.
sanırım aşkın tanımı da bu.
bişeyin etkisine altına girmek.emir komutanın beyninden gitmesi.
kendini çok başka şeyler gibi görmek.
aşk bu sanrılardan ibaret.
sadece filmin etkisinden daha kuvvetli. daha uzun vadeli.
bide evet
daha bedelli.
kendine kurduğun ve üstünde oynadığın sahneden inmedikçe farketmessin sahnede olduğunu.
elinden kolundan çekerler sahne önündekiler.sıyrılırsın.inmezsin.kafana domates fln atarlar.komikmiş gibi.gülersin.
şimdi bilmiş bilmiş bunları sıralarsın. ama bilmek yetmez.
isteyince hemen unutursun...

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Teşekkür Ederim.

Sevmek eski bir yolcu, artık geri dönmeyecek. Ayrılık bir şarkı, kimse dinlemeyecek. Aşk eski bir palavra, artık burdan geçmeyecek.
İnanmak bir yol, kimse yürümeyecek.
Hayır, istemem bir başkasını.
Yalnız da ayağa kalkabilirim.
Hayır, dokunma bir başkasına.
Ben tutunmadan da ayağa kalkabilirim..
Pişmanım,
pişmansın,
pişman,
pişmanız,
pişmansınız,
pişmanlar.

Şaka şaka.

^^^^

A reaL dreamer.

In a fake worLd..


...
''I want to know how to survive in the nightlife
The truth and dare of the drug for the first time
Click my heels and we'll dance with the heat rise
I want to know how to survive in the nightlife?''

^^

So this is us..
A dirty thing...
We need some cleaning ..

6 Temmuz 2008 Pazar

bir.alıntı.

Bir uçtan bir uca, yazından bir bahara, dairesel yalnızlık bu yuvarlağın köşeleri..


Direndiğimiz onca uçurumun ölüm gülüşü kadar çaresiz..-ki çaresizliğin üstüne kaya gibi düşen boktan gülümsemeler yaşıyor yuvarlağın köşeleri..

Onca trafiğin korna çalan odunları, ıslak diye ateşte yanamıyorsa,
Yanar alev alev... yuvarlağın köşeleri...
Brandasında mavi mavi parlayan “affet beni”..
ve gözünde iki dirhem sarhoşluğun pişmanlık izleri,perdesi aralı, gönlü yaralı yuvarlağın köşeleri..
Istanbul düşse üstüne gecenin,
İzmirde kordon sallanır, Ankarada kocatepe..

minör’e takılır bu kez..yuvarlağın köşeleri..
günler önce düşüne sığmayan sevimli jelibon tadı eksik damağında şimdi.
Sessiz sedasız iç çekişin,
Gizliden gizliye özleyişin, bültenlerin gündemine emine..
Sende mi seviyorsun ne ? yuvarlağın köşeleri..

“Günaydının,
Nar çiçeğin
Sevdiğin”
ve uğruna atmış dakikalık yolu çektiğin sevgilin,
portakal suyundaki parçacıklarda bekliyor seni.. yuvarlağın köşeleri..
Kahpe bir ömrün harabe düşlerinden sıyrılırken söylüyordu dilin..

“içeri, hep içeri yalnızlıklar yaşıyorum”..
Kapı dışarı, haşarı, yaramaz bu sevgilin.. yuvarlağın köşeleri..
Ha Unutmadan..Seviyorum seni.. yuvarlağın köşeleri..

3 Temmuz 2008 Perşembe

yuvarlağın köşeleri.

aşka gönül ile düşersen yanarsın.
zeka ile düşersen kavrulursun.
akıl ile düşersen çıldırırsın.
duygu ile düşersen gülünç olursun.
aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin.
sersem sersem bakınıp durma bir yol seç