2 Temmuz 2011 Cumartesi

Ben gibi.

Bazen numara yapıyormuşum gibi. Yaptığım numaralara inanıyormuşum gibi. Numaralarım herkesi uyutmuş gibi.
Numara yaptığımı biliyormuşum gibi bazen.


Bazen numara yapıyormuşsunuz gibi.


Bazen herşey herkesin mutlu olma numarası yaptığı bir oyun gibi.
İlk ağlayan oyundan atılıyor. O yüzden kimse ağlamıyor gibi.
Ağlarsam, ilk hıçkırıkda herşey bitecek gibi.


Bazen çok korkmuşum yatağın altına saklanmışım gibi herşey.
Kimsenin aklına oraya bakmak gelmiyormuş gibi.
Bi numara yapmışım herkes yutmuş gibi.
Herkesin kulağı herkese sağır gibi.
Bazen herkes herkese düşman gibi.


Bazen de hayat çok mutlu gibi.
Mutluluk insanı sağır dilsiz ediyo gibi.
Ses çıkarmak için herşeyi kırıp döker gibi.
Kalp kırmanın nedeni bi ses duymak istemek gibi.


Bazen herşey çok saçma gibi.
Bazen hayat fazla gerçek gibi.
Gerçekleştikçe inanamamak gibi.
Herşeyi inkar etmek isteyen hırçın erkek çocuğu gibi.
İlk bağıran olup oyundan atılacak gibi.

3 Haziran 2011 Cuma

Hak ettiğim sevgiyi, hak ettiğim değeri boşverin. Bana, hak ettiğim uzak yerlere gidebilmem için, hak etmenin önemsiz olduğu o yolu gösterin.
Şimdi yaşam daha ciddi, daha seçici. Aynaları daha net, hamleleri daha bilinçli. Hayaller bile gerçek oluyor, her şey fazla gerçekçi.
Çok korkuyorum büyümekten.

2 Haziran 2011 Perşembe

İçimden bu stresi alıp çıkarırlarsa 10 ton azalır kilom yemin ederim. burdan da 1 kg et mi daha ağırdır 1 kg stres mi sorusunun cevabını bulabiliyoruz. hissedilen kilodayız bence. 10 ton yüküm var gibi hissediyorum. obezite var bende. stres obeziyim. yardım almalıyım.
Eskiden blog filan yazarmışım ya. Çok ilginç.

24 Şubat 2011 Perşembe

durup dururkenlerimi tek taraflı hale getirsin biri. diğer ucunu kessin çöpe atsın yaksın. durup dururken mutlu olmak neşe dolmak hoplamak zıplamak güzel de, bu durup dururkenki huzursuzlukları korkuları istemiyorum. sonra bir de durup durmazken olduğuna filan inanıyorum.
beyin bedava. durup dururken duruveriyor işte. durup durup.

5 Şubat 2011 Cumartesi

İnsanlar ikiye ayrılır. İçimizdeki iyiliği ortaya çıkaranlar, içimizdeki kötülüğü ortaya çıkaranlar. Hepimiz aynı oranda sevgi ve nefret yüklü doğduk bu dünyaya. Yaşadıklarımız, yaşayamadıklarımız, karşımıza çıkanlar, karşı karşıya kaldığımız saçmalıklar, bizi doğuran anneler, dünyayı anlatan babalar değiştirdi bu oranı, biz nefes aldıkça da durmadan değişiyor. Bukalemun gibiyiz. Yingle Yang kardeşleriz. Karşımızdakinin ruh halini alıyoruz onun rengine dönüşüyoruz. Bu yüzden çok önemlidir kimlerle birlikte nefes aldığımız, kimin iyiliğini kimin kötülüğünü içimize çektiğimiz.Başta iyinin kötünün kokusunu ayırt edebiliyor olsak da, farkındayım herşey kontrol altında diye ahkamlar da kessek de unutuyoruz hep; koku alma duyumuz bizden bile çabuk yoruluyor, kaytarıyor, ihale yine bize kalıyor.

Bu durumda 'Allah iyilerle karşılaştırsın'  ne de güzel bir babaanne lafı oluyor.

16 Ocak 2011 Pazar

Size de bazen; öyle her zamanki gibi olan bir günde, her zamanki şeyleri yaparken, bir anda, yeterli sebep bile yokken delircekmişsiniz gibi geliyor mu? Ha.. gelmiyor mu? Hıı doğru.. peki anladım tmm. Bana da gelmiyordu zaten.

8 Ocak 2011 Cumartesi

İnsan 20' li yaşlarda ya başarılı olur yada kendisi olur.

6 Ocak 2011 Perşembe

SEÇMEYE ZAMAN MI VARDI?
Daha dün 16 yaşındaydın gibi hissettiğine göre demek ki yalandı. Her şey bizim seçimimiz, bu yolu biz seçtik meselesi yani, palavra. Çünkü hiçbir şey seçmeye vakit yoktur aslında. Kalbinde yazılı, kendinin de o anda okuyamadığı, sonra bakınca söktüğü bir yazı, bir bilgi var. Ne seçeceğini sen biliyorsun ama aklınla ilgili bir şey değil bu. Akla zaman mı vardı? Daha dün 16 yaşındaydın diyorum! Bugüne gelene kadar arada ne oldu? Bu aynı zamanda geri kalan ömrün de aynı hızda geçeceğini mi gösteriyor? Biz “bugün” adlı noktada durup zamanın olmayan iki ucunu arayan biçareler miyiz aslında? Şu anlaşılıyor otuzların ortası geçince işte: Hayat diye bir uzunluk birimi yoktur!
KOŞARAK YAŞLANMAK
Bizim gibilerin nasıl yaşlanacağı belli değil. En çok bu bakımdan dolandırıldık sanırım. Kalbin emniyeti için hasis duygusal yatırımlarımızı yapmadık. Hayatımızın güvenliği için insanları ölçüp biçip biriktirmedik. Ruhsal emekliliğimiz için kenara, tatsız olsa da sağlam diye ilişkiler koymadık. Vaktiyle sıkılanlar, sıkıcı olanlar, şimdi bireysel emeklilik maaşlarını alıyorlar hayattan. “Hiçbir şey” diye bir şey yapıyorlar, dediklerine bakılırsa pek konforlu. Biz bomboş bir mevduat hesabıyla dikiliyoruz hayatın ortasında, istemediğin kadar bireysel bir mevduat hesabı bu. Demek ki bu yüzden hâlâ koşturarak ve yaşlılığı fena bir melodrama dönüştüren bir telaşla yaşıyor hayattan alacaklı olduğuna inanan ihtiyarlar…


ece temelkuran
Bütün Çocuklar, bir kez olsun, anne ve babalarını cezalandırmak için ölmeyi düşünmüştür mutlaka.
Ve nedense hep ağlamışlardır düşün sonunda.
Belki bu öykü de bir cezalandırma.
Ağlama?
Bunları oku. denize karşı bir sigara yak. tek şekerli, demli bir çay koy masaya, çok neşeli bir müzik çalsın mutlaka, kapat gözlerini, gülümse, çünkü…
BÜTÜN KADINLARIN KAFASI KARIŞIKTIR, çünkü…
bir gün bir anda, bazı kızgınlıklarını unuttuğunun farkına varacaksın, artık pek düşünmediğini, çünkü artık bildiğini anlayıp, ellerini bir klarnet taksimi gibi uzatacaksın, hâlâ kafan karışık olacak, ama artık bunu seveceksin, sevmelisin de.
KADINSIN…
… BİR ÇİÇEĞİN YANINDAN GEÇER GİBİ YAŞAMALIYIZ ASLINDA.
‘komiser bey, kim kimi terk etmiş oluyor şimdi? aşk öldürür mü gerçekten? hangi aşklar öldürür? şimdi kim tutklanacak? suç var mı sizce?
komiser bey, bir insan nefesini hiç konuşmadan ne kadar tutabilir?


ece temelkuran

26 Aralık 2010 Pazar

' Dostum, göründüğüm gibi değilim. Görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. Senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.
Benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.
Ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.
‘Rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
Denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. Bırak denizimle başbaşa kalayım.
Senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. Bırak gecemle başbaşa kalayım.
Sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumun ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. Alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. Senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi. Bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.
Sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim. Ama içimden senin sevgine gülerim. Gene de gülüşümü göresin istemem. Bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım.
Dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. Oysa ben deliyim ama gizliyorum deliliğimi. Bırak deliliğimle başbaşa kalayım.
Dostum, sen benim dostum değilsin, ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? Benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz elele. '

18 Aralık 2010 Cumartesi

iki bin bilmem kaç. mutsuzlukların sonu.

Hayaliniz olan şey kabusunuz olur. Gerçekleşemeyen hayallerin sonu hep budur. Bunu hepiniz bilirsiniz çünkü hep öyledir, eğer hayalden sonra bir basamak daha varsa; bu her zaman kabustur. H-E-R  Z-A-M-A-N!

Hayal basamağında kalabildiğimiz yıllar diliyorum. Bana ve kabuslarından sıkılan herkese.
evet bu tam da bir yeni yıl msgı olmadı mı sizce de?

MUTLU YILLAR!!

mutsuzluğa uzak yıllar.

3 dilek tuttum yeni yıl.  Söz versen iyi edersin!  Çünkü bu defa 3'ünü de istiyorum!

8 Aralık 2010 Çarşamba

beynimi yiyollar anne.

ben bugün buraya çok güzel şeyler yazıcaktım. ama geldiğimde hepsi gitmişti. ve aslında bunu da yazmasam olurdu.
kafamdaki gecemi gündüzümü sömüren düşünceleri beyin kıvrımlarımla boğup yok edebilmeyi diliyorum. hiç değilse kafalarından tutup beynin kendi kendini yiyen bölümünden, daha güzel şeyler düşünüp üretim yapabilen bölümüne fırlatsam da olur. olur o da olur işallah o da senin için en iyisi olur. bu da bu bloğun kaderi silinmek olan saçma yazısı olur.

10 Kasım 2010 Çarşamba

bazen kesinlikle istememem gereken şeyler istiyorum. sonra da allam nolursun bu isteğimi kabul etme nolur diye dua ediyorum. bu da benim kendime söz geçiremememin kendim tarafından uydurulmuş panzehiridir.

7 Kasım 2010 Pazar

geliştirmeyin artık şunu nütfen rica ediciim.

merhaba. bugün ki konumuz teknoloci. kendisiyle aramızda ciddi sıkıntılar olduğunu düşünüyorum. her saniye durduk yere gelişip duran bi yerinde duramayan teknolociyi sevmiyorum.geliştikçe havalara giriyor, bizi beğenmez oluyor tepemize çıkıyor.
Bence teknoloji öyle bir şey ki, hayatımızdaki olmasa da olur şeyleri olmazsa olmaz şeyler haline getiriyor.hal böyle olunca da bir türlü tamamlanamıyorsun.tamamladığın şeyin anında yeni versiyonu çıkıyor eldeki de eski moda işe yaramaz bişey gibi kalıyor. sen alabilmek için onca para say, sonra ben şuan aniden işe yaramaz oldum , sen git yenisini al benden sana hayır yok artık diyor resmen pis nankör. hatta zaman zaman hiç yoktan olmazsa olmaz maddeler ekleniyor bir adaya düşsen yanına ne alırdın gibi 'hayat onsuz yapılamaz' listelerimize. artık sadece 3 şeyle bir adada kalabilmek imkansızz:D

ay ama bi de şu oceleri taşırmadan daha kolay sürebileceğimiz bir teknolocik alet çıkarsalar fena olmaz. işte ben ozaman tamamlanacağımdır hohoho ^^

3 Kasım 2010 Çarşamba

28 Ekim 2010 Perşembe

"Altıgen sınırlar var her yanımda köşelerini bilmediğim kenarlar acıtıyor ruhumu. Hizaya dizilmiş askerler gibi simetriğiz, disiplin içip sabahları demir kokusunu yanağımıza bastırıyoruz."

26 Ekim 2010 Salı

Hayat kısa.

Bütün yollar uzun. 

Herkes köşeli.

Dünya yuvarlak. (bkz. Ay tutulmasının gölgesi)

Varılacak yer yok.

Sadece yolculuk var.

Kelimelerin içi boş, dışı süslü.

Sadece gözler ve davranışlar gerçek.

Bazı çiçekler pembe, bazlıları beyaz, bazıları dikenli.

Herkes bir yerinde güzel. 

Herkes her şeyi yapmaya muktedir. 

Ağaçlar sonbahara aşık. 

Herkesin tamamen soyunabileceği birine ihtiyacı var.

Herkesin bir ara her şeyini soymaya ihtiyacı var.

Dışarısı soğuk. 

Kadınlarla erkekler benzemez. 

Herkeste ortak olan, farklı olandan çok. 

Sokakta aklına bir şey gelince gülenler, aşık.

Bir erkeğe, bir kadına, bir hayvana ya da bir çocuğa. 

Canlılarla sarılı değilsen, hayatın kurak. 

Affetmek ve kabul etmek birbirine benzer.

Her şeye başka bir şekilde yeniden bakılabilir.

Her gün teşekkür etmek iyidir.

Her gün şükretmek iyidir.

Her gün en azından birini ya da bir şeyi biraz daha sevmek iyidir.

Koşmasan da olur.

Yürümek insana hep bir sonrası olduğunu hatırlatır.

Bir yerden gidilmez, hiçbir şey bitmez.

Düşündüğün şeyler sana şekil verir.

Bazen sopa gibi olursun, bazen ay çöreği, bazen sabun gibi köpüklü.

Ne düşünüyorsan öyle.

Herkes her şeyi hisseder.

Bulaşık yıkamak ve yemek yapmak anne.

Aile en sağlam sığınak.

Belli bir yaştan sonra herkesin yüzü üzgün.

Alışkanlıkları terk etmek alışılmadık.

Delilik yaygın.

Bazı şarkılar kalbi ikiye ayırabilir.

Altı ay sonra ölecek olsan nasıl yaşardın?

Tek soru var o da bu.

İnsan gelecekkolik.

Gelecek daha gelmemiş bir şimdi.

Geçmiş olmuş bitmiş şimdiler. 

Asansörde yanındakilerle konuş. 

Konuşmamak ruhu kısar. 

'Off' diye bağır, 'hey' diye bağır, 'aaaa' diye bağır.

Yüksek sesler çıkarmak, coşkulu şeyleri yanına çağırır.

Ne yöne saparsan sap, virajlı. 

Hayat anlar gibi olunamayan şey.

Paylaşmaktan başka şansın yok. 

Hayatındaki her şeyi serbest bırak. 

Yerçekimine güven.

Sayıklamak serbest.

'Sen yeter ki sev' şarkı sözü.

24 Ekim 2010 Pazar

çalışıyom ben yaa!

"Zeki ama çalışmıyor çalışsa yapar" grubu kötü niyetli uyanık gruplar tarafından, zeki ama çok uyanık olmayan grubu içine alıp elemek için kurulmuştur. Zeki olup çalışmıyor olmak sanıldığı gibi "keh keh aslında çalışsam yapabilirdim en birinci ben olurdum ama çalışmadım olsun ben zekiyim onlar salak hayat kısa eğlenmene bak yehuu! " artistliğinin yapılması gereken bir grup değildir. Bu bir artistlik hiç değildir. Bir şeyi çalışmadığı için yapamamış olmakla çalışıp salak olduğu için yapamamış olmak arasında pratikte hiç bir fark yoktur. İkisi de yapamamıştır. Kimse işi gücü bırakıp da neden yapamadığını sorgulamaz. Hatta yapabilcek kapasitesi varken sırf çalışmadığı için yapamamış olması çalışıp da salaklığından yapamamış olmasından daha büyük salaklıktır. bknz. kapasite kullanım oranı. bknz. bunları nerden biliyorum. bknz. çünkü ben de onlardanım. bknz. kandırıldım. bknz. bir bildiğim olmasa konuşmam dimi  bknz. al şimdi kendine küpe yap bu dediklerimden.  bknz. bakınızların bokunu çıkartmak. bknz. asjshdkdhgaksoö

21 Ekim 2010 Perşembe

replay.

Sınıfın öbür ucunda tek ayak üstünde durma cezası almış çocuklar gibiyim. Üzülmeye hep uzaklara gidiyorum. En çok da kendimden çok uzaklara.

Affetmemeyi marifet sanan kalplerimiz, hiç bir bok bilmiyorlar aslında. 
Bunun dünyanın öbür ucuna da gitsen silinmeyen tek ayak üstü cezası olduğunu bile bilmiyorlar.

Ağırlık merkezim tek ayağımın ucu oldu elini uzatanlar dengemi bozdu ama benim burdan seke seke de olsa gitmem gerek. Bu defa hiç değilse çamursuz bir yerde düşebilmem gerek.






14 Ekim 2010 Perşembe

fitter happier.

sabah uyandım. gözümü açınca tavandaki bulutların arasından keskin bir ışık hüzmesi halindeki mutsuzluk saldırısı yüzünden gözlerimi ellerimle kapatmak zorunda kaldım.saldırı tekrarlanmasın diye sıcağa bile aldırış etmeden kafama yorganı çektim. sonra sanırım sıcaktan bayılmışım, ama uyuyorum sandım o an.
sonra bütün ülkede olağanüstü hal alarımları çalmaya başlamış sese tekrar uyandım. ama ilk uyandığımda kıyamette çalınacak olduğunu hep duyduğum sur sesi sanıp çok korktum.
neyse sokağa çıkma yasağı işime geldi. sıcakta bayılmanın etkisiyle midem hala bulandığından kahvaltı edemedim. zaten bütün o kıtlık olacak uyarılarına kulak asmamış ve evde yiyeceksiz kalmıştım. babamın son gelişinde salona süs olsun diye getirdiği karpuzu tırtıkladım. çok güzel karpuz keserim normalde ama onu kesmeye kıyamadım. bir ara salon kapısında biriyle karşılaştım hırsız olduğunu beni bıçakladığında anladım. uyandığımda gitmişti çok sevindim.
bi durup etrafa bakınca herkesin nereye gittiğini merak ettim. aklıma geldi sonra hepsini kovduğum.
ama nedenini hatırlayamadım.
sonra bütün kağıtları buruşturup denize attım.deniz kokusunu ciğerlerime çekip kendimi zehirlemeye çalıştıysam da beceremedim.yüzen kağıtlara bakarak hayal kurdum.hayatın ne kadar güzel olduğunu düşünüp ağladım. sonra mavi otobüse binip evime gittim ve bütün ışıkları yakıp beklemeye başladım...


'06/08/2010'

4 Ekim 2010 Pazartesi

bir olasılıksın.

Kendimi tanıyamıyorum.

Yine de nereye istersem oraya gidiyorum.

Neyi düşünsem , onu bilirim onu olurum.

Gözlerinden once kulakları vardı.  

Sanki bir gülüşü değil bir uçuruşu biliyordu;

Her yer bana yakın!

İç içe geçirilmiş olduğumuz bu yerde, sen bana her yerden yakın.

Bir  vardı.  bir yoktu.  bir hiçlikti.  sonsuzdu. 

Bir ana gülümsedi. Keşke hiç bitmeseydi.. derken.

Başka bir günde, başka bir alemde buluşuruz,  gözümüzü hiç 

kırpmadan. 

Benimle bir hayattan korkuyor olamazsın?

Ben bazen korkuyor olsam da,

Sana şu kadar basit bişey söyleyebilirim,

Sonu su çölün

ve dalgalar kırılıyor,

gülmekten!





yasemin mori candır 'ı daha önce de demiştim.

30 Eylül 2010 Perşembe

14 Eylül 2010 Salı

kaçar kovalar kaçar kovalar kaçar kovalar kovalar kaçar kovalar kaçar kovalar kaçar kovalar kaçan kovalamaz kaçar kovalamayan kaçar kaçan kovalar
daha yavaş koşanın ayağı takılır düşer o sırada bir araba gelir üstünden geçer hızlı koşan arkasına bakmadan gider yorulup arkaya döndüğünde arabalı yavaş koşanı alır gider iki kişi koşuyorsa bunlardan en son yavaş koşan olanı bütün büyük masallarının sonunda hep öbür tarafa erken göçer.



kovalayan koşmazsa kimse kaçmaz. iki kişi yanyana yürüse bu taraf tanrılarının tepesi atmaz. o zaman öbür tarafın kapıları da açılıp kapanıp durmaz.

ZzZzZzZzzzzZ !!! 

28 Ağustos 2010 Cumartesi

'Gerçek şu ki;
Noel Baba yok. Doğum günlerinizde mumları üflemeden önce tutulan dilekler gerçekleşmiyor. Düşen kirpiğin ne tarafta olduğunu bulunca da dileğiniz gerçekleşmiyor. Gökkuşağının altından geçince hiçbir şey tersine dönmüyor. Domuzlar da pembe ve şirin değil. Şimdilik bu kadar.'

13 Ağustos 2010 Cuma

Bir bankacı, Nikaragua’nın küçük bir köyünde, güneşin batışını seyretmektedir. Bir balıkçının, teknesiyle sahile yanaştığını görür. 
Teknede birkaç büyük tuna balığı vardır. Balıkçıyı övgülere boğar ve sorar; “Bunları tutmak ne kadar zamanınızı aldı?” “Çok az bir zaman” der balıkçı. Bankacı, neden daha fazla zaman harcayıp, daha çok balık tutmadığını sorar hemen. “Bu tuttuklarım ailemi doyurmaya ve arkadaşlarımla paylaşmaya yeter de artar bile!” der balıkçı.
“Peki...” der bankacı, “geri kalan zamanında ne yaparsın?” “Geç saate kadar uyurum, biraz balık tutarım, çocuklarımla oynarım, karımla siesta yapar, akşama doğru köye iner biraz şarap içip arkadaşlarımla gitar çalarım. Çok meşgul bir adamım ben senyor! Hayatım doludur.”
Bankacı güler. “Ben bir Harvard mezunuyum ve sana yardım edebilirim. Eğer balık tutmaya daha fazla zaman ayırırsan, daha büyük bir tekne alırsın. O büyük tekneden elde edeceğin gelirle, birkaç tekne daha alırsın. Bir süre sonra, küçük bir balıkçı filon olur. Araya kimseyi sokmadan, pazara direkt kendin girer ve büyük satıcılardan biri olursun. Üretim, dağıtım her şey tamamen senin kontrolünde olur. Bu küçük kasabadan çıkıp, Managua’ya taşınırsın. Hatta en sonunda, tüm bu işleri New York merkezinden kontrol edersin.” 
“Ama senyor, bu dediğinizin olması ne kadar zaman alır?”
“15-20 yıl” der bankacı.
“Peki ya sonra, senyor?”
Bankacı gülerek: “İşte işin en güzel kısmı orda! Doğru zamanda, şirketini satar ya da hisselerini halka açar ve çok zengin olursun. Milyonların olur!”
“Milyonlarım ha senyor!! Peki sonra?”
“Sonra, emekli olursun. Küçük bir balıkçı kasabasına yerleşir, geç saate kadar uyur, biraz balık tutar, çocuklarınla oynar, karınla siesta yapar, akşamları köye inip biraz şarap eşliğinde arkadaşlarınla gitar çalarsın.”


Hımmmm..... 

8 Ağustos 2010 Pazar

" You’re using your headphones to drown out your mind.

 http://fizy.com/#s/188xbu

5 Ağustos 2010 Perşembe

bilinçaltımın kafası inanılmaz güzel. her daim.
hayallerimi yeterince adam yerine koymadığım için benden intikam alıyor o güzel kafasıyla aklı sıra.


bütün bu gördüğüm rüyaların anlamı başka ne olabilir ki, sen söyle.
Insomnia is a kind of torture. Because while the world is fast asleep, you’re up all alone, your mind buzzing with every random thought in the universe. And sometimes the thoughts will reach a standstill, and your mind goes blank. You become more aware of the silence. And it is during this moment that you realise how alone you are.

4 Ağustos 2010 Çarşamba

birkiğüçnokta

' Karanlık sokaklardan biraz korkuyorum. Ama korkmuyorum da esasında. "Pardon pardon çok pardon" diyorum ayağıma bastığında dünya. Saçlarımın ucundan başlıyor artık kırılma

Kelimelerin tadına bakıyorum. Zehrinden korktuğum acı kelimeler yutuyorum yanlışlıkla.

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Serseri Mayınlar

"Belki de gerçekten bazı şeyleri geride bırakmak konusunda korkak olmamamız gerekiyor. Çünkü gerçekten önemli olan şeyler,  hep bizimle kalırlar  -istemesek bile.

Yapamadıklarımız... Çünkü yaşamın yüceliği karşısında çok küçüktük..

Nicola'dan çok öenmli bir şey öğrendim. en kötü anında, o an ölmeyi istesen bile, gülümsemeyi..

ve yaşam asla dört duvar arasında değildir, öleceğiz. Sonra geri geleceğiz.. Herşey gibi. "


http://www.dailymotion.com/video/xcqfc5_mine-vaganti-nina-zilli-50-mila_music

15 Temmuz 2010 Perşembe

İnsanlar öldüler, hep öldüler, bir gün öldüler.
Gecenin çekmecesinde unutuldular sonra bir inci kolye gibi dağılmış boncukları.
Belki bir gün balkona çıkar blokflütle çocuk şarkıları çalarım.
Sizler, bizler, ne bileyim herkesler...
İnsanlara uyanmalarını kim söylüyor kim sabah oldu diyor onlara?

Bana artık büyü diyorlar.
Bütün renkleri mezun etmişler hayatlarından
Karanlığa emekli öğretmenler gibi sanki insanlar.
Gözüme bir gökkuşağı bağlasalar bir gece kalkıp bütün ışıkları yakacağım.

6 Temmuz 2010 Salı

buyrun benim.


Bakış açısı adlı ilk çalışmam ahuhrkh:D
Illustrator'ı henüz öğrenememiş olabilirim ama canım bgnlerde çok fazla sıkılıyorsa yapıcak bişey yok. meşgale arayışları vol.1.

29 Haziran 2010 Salı

kafamı kaldırıp biraz da etrafa bakma zamanı! karın boşluğuma sokmuş içeri bakıp duruyodum bayadır, güzeldi aslında ama oksijen bitti artık orda. anne karnında geçiremediğim eksik günleri kendi karnımda geçirip arayı kapatma olarak iyi yanından kendine sonuç çıkarmaca da yapılabilir tabi konuyla alakalı.
bu eylemi bir ara kağıt üzerinde göstericem.
kafayı karın boşluğuna gömmek ne demektir görelim diymi.
eels: love of the loveless dinlerseniz kulaklarımı da çınlatıverin geçerken. sesiniz karın boşluğumda yankılanmayıp atmosfere yayılcak söz.

25 Haziran 2010 Cuma

kendin hakkında birşeyler.

Merhaba, ben Merve. siz kısaca mirvik de dersiniz genelde.
Hayatı gözün alamayacağı büyüklükte bir oyun alanı sanarak yaşarım, düzeltilemeyecek veya yapılamayacak hiçbirşeyin olmadığına inancımın sonsuzluğu burdan gelir.
Kendimi çok severim, en çok kendimi seviyor gibi görünürüm. Ama arada bir başkalarını daha çok sevebildiğim de olur. Başkaları ve ben, o kadar da başkalaşmış değilizdir aslında, laf olsun diye başkaları deriz.Laf olsun diye yaptığım şeylerin arasında mühendis olmak da vardır. Ama birşeyleri laf olsun diye yapmak konusunda baya başarısızım. Nitekim bitiremediğim okulum bunların başında gelir. Vazgeçmeyi sevmem, hissedememeyi sevmem. . Bazen insanlara güvenirim. Bazen de yanılırım. Hatalarımı çok severim. Onlardan çıkardığım gerekli-gereksiz milyon tane dersin hepsini müfredatıma koyarım, sonra da kafam şişer. Kafam şişince hep sizlerin de kafasını şişiririm. Birşey konuşurken bana dedikleriniz kadar mimiklerinizle ilgilenirim, söylenenleri unuturum, ama ifadenizi unutamam.Biri birşey anlatırken onu dinlemeyip bambaşka diyarlarda gezindiğim çoktur.Diyarlar arası yolculuklarım çok ani ve hızlı olur.Bu beni yormaz, ama sizin için aynı şeyi söyleyemem.
Tam bir ikiyüzlüyümdür bazen, başına buyruk görünürken aslında ana kuzusu olmam buna iyi örnektir.Kötü örnekleri kendime saklarım.
Herkes beni sevsin istemem, ama beni sevsin istediklerim beni hep sevsin isterim.
Görgü kurallarına uyarım, ama hep yalandır bilirim.
Fotoğraf çekerim, bazı anlarda donup kalmak ve dönüp dönüp o ana tekrar bakmak doğuştan hastalığımdır.
Televizyon izlerken sıkılırım,sıkıldığım yerlerde kalkıp başka şeylerle uğraşırken izlediğim şeyi unutur, izleyememiş olurum.Sürekli takip ettiğim program sayısı sıfırdır.
Hayat bayram olsa isteğim ve bu isteğe inancım yaşıma başıma bakmaktan hala devam etmektedir.
Üzüldüğüm şeyleri size anlatabilmek için üzüntümün biraz geçmesini beklerim bazen içimden 10 a kadar sayarım 7'ye gelince baştan alırım.
İstanbul denince orda dur derim.
Hayatı çok ciddiye alırım, ama ciddiye aldığım herşeyi her yerde belli etmem.
Genelde pek B planı bulundurmam, A'ya takıntıyla bağlanırım. Olmayınca olmuyor lafını hiç sevmem.
Maviyi en çok severim. Pembe ve gri arkasından gelir.
Huzur annedir, baba güven. İkisi birlikteyse mutluluktan ölünebilir.
İnsanların sizi yargıladığı şeylerin kökeninde kendileri var der ve bununla rahatlamayı denerim.
Arkadaşlar candır, dosta dönüşebilenleriyse süper kahraman.
Bohem hayatı severim, modern külkediliği yapışkanlarımdandır.
Şaşkın bir insanım, herşeye şaşırabilirim.
Herşeyi yanlış anlayabilirim, bunlar beni dünyanın en çekilmez insanı yapabilcek düzeye çıktığında koşarak uzaklaşmanızı öneririm. Ama peşinizden koşabileceğim hızla olması şartımdır:)
Palyaçolardan biraz korkarım.Zifiri karanlıktan korktuğum kadar değil.
Yolculuklara çok bayılırım.
Ölmekten korktuğum kadar yeniden doğamamaktan korkarım.
Hangi hayvan olmak isterdin deseler hiç düşünmem kedi derim.
son olarak, hiç yalan söylemem, kendimden bahsetmekten de çok nefret ederim!
hohohi:)

15 Haziran 2010 Salı

evet.

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen tutuk saygılı
Bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı
Bitmeyen işler yüzünden

Siz böyle olsun istemezdiniz
Böyle olsun istemezdiniz
Bir bakış bile anlatmaya yeterken her şeyi
Kalbinizde kaldı gecelerde ve yalnız

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Vermeye az buldunuz yahut vakit olmadı
Gizli bahçelerinizde açan çiçekler vardı
Vermeye az buldunuz yahut vakit olmadı

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek
Yılların telaşlarla bu kadar çabuk geçeceği
Aklınıza gelmezdi

2 Haziran 2010 Çarşamba


DİNLE!
http://fizy.com/s/1agti7


hayat biz kendisinin ne kadan da sıradanlaşmaya başladığından sebep birşeyler yapıp bu tekdüzelikten kurtulmaya karar verdiğimiz an kendini o aynı hızla dönüp dönüp içimizi bayan çarktan kurtarıp yeni ufuklar açıyor önümüze. sanki dikkat çekmek ister gibi. bu hayat senin salaklaşma da önüne bak der gibi. iyi ki var dedirten bir kısır döngü gibi.
işte böyle zamanlarda dünya mı daha canlı ve duyarlı yoksa biz mi diye sormadan edemiyorum.
tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan diyesim bile geliyor. ama bildiğim şey, sanırım dünya bizi hala sevyor zira her bahar değiştirdiği derilerin, boşluğa fırlattığı küf tutmuş çarkların haddi de yok hesabı da.


bence biz döngüden daha da çok kısırız. bazen düşününce hep elde var sıfırız.

21 Mayıs 2010 Cuma

bence herkesin dinleyemediği bir yada birkaç şarkısı vardır.

bence.

20 Mayıs 2010 Perşembe

Ruh mu?
Ruh ne arar la Angara'da?

(cansuyla yeni sloganımız budur! böyle biline!)

14 Mayıs 2010 Cuma

çünkü ben...

kendimi deli gibi dağıtasım yerlere atasım aklıma her eseni o anda gidip yapasım 'yarın ne yapıcam' ı lügattan atıp sadece bugünle dibine kadar yaşayasım kime ne hissetsem bağıra çağıra haykırasım en güzel yıllarım bunlar bu enerjiyi sonra nerde bulucam diyip sonuna kadar harcayasım her gece yatağa kafamı koyduğumda o günden kendme hiçbir 'şunu da yapsamıydım' bırakmadan uykulara dalasım pembe gözlüğümü uyurken bile çıkarmayıp sabaha da herşeyi pembe görerek uyanasım istediğim şeyi tam da istediğim zaman istediğim insanla konuşasım istediğim insanların yanında olmak için istedikleri gibi olasım mutluluğu içimde aradığım kadar dışarda da arayasım bulamadığımda da ne kadar üzgün olduğumu söylerken çoktan yeni ufuklara yelken açmış olasım var! var evet ama bir de benim tüm bunların başıma ne çoraplar ördüğü ve hergün beni biraz daha kimsenin dışardan bakınca göremez olup tersine içeriyi ne kadar da kalabalık sandığı bir yalnızlığa iten bir geçmişim var.
ve ben bugün geçmişimi geliş fiyatının yarısına satıyorum. çünkü çok içim acıyarak biliyorum; bedavaya bile versem, zarar etmicem...

2 Mayıs 2010 Pazar

The truth is...
Everyone is going to hurt you
You
just have to decide..
Who
is worth the pain.

21 Nisan 2010 Çarşamba


Janis'iiiim bebeğiim bitaneem iyi ki doğdu iyi ki benim kızım olduu!!
Nice nice yıllar hep benmle kalsın hep böle boncuk boncuk baksın yaramazlıklarına doyamasın=) şimdi yanımda uyukluyor olup bitenden habersiz bebeklerinin ağırlığından şuan böyle şeylerle uğraşamazmış ama söz verdi bir daha ki doğum gününe kdr pastanın mumlarını üflemeyi öğrenicek!=)
küçük anne pamık prenses bebeğim 1 yaşında herkeslere duyrulur eha!

5 Nisan 2010 Pazartesi

28 Mart 2010 Pazar

Eğer çok sevdiğiniz ve bayıldığınız bir şarkıdan baymak,dinleyemez olmak istiyorsanız onu ya telefonunuza melodi yapın yada blöğünüze ekleyin. Tecrübeyle sabittir, bunu defalarca yaşayıp iflah olmayanlardanım,artık en sevmediğim şarkıları yapıcam, kaç yiğidi harcadım bu uğurda yazıktır.

Sevdiğim herşeyin süresi var olm işte, hiçbirşey kalıcı değil. Ne boktan hayat lan bu. Sevmicem hiçbişeyi. Sıkılınca çok üzülüyorum sonra.






ve şuan okadar okadar okadaaar büyük bi huzursuzluk var ki içimde okadar olur yani! kedi olup pencereden atlayıp kaçasım var. pati gibi bahçeye de saklanmicam. hiç bulamicaksınız. kaçıp gitsem çıkıp ararmısınız olm beni de sokakta, herkes doğruyu söylemesin ararız tabi desin hatta elimizle koymuş gibi buluruz desin şuan şefkate ihtiyacım var =/
ÇÜNKÜ BEN BAZEN DELİRİYORUM!

25 Mart 2010 Perşembe

birileri.

Hayatın akışkangillerden olduğunu hep unuttum ben şimdiye kadar. akışına bırakamadım. adım gbi bilsem bile hiçbir şeyi yerinden bir milimetre bile oynatamayacağımı,yine de debelendim, hatta öyle ki bazen debelendikçe iyice battım herşeyi iyice bok ettim. susup otursam kendiliğinden düzelicek şeyler oldu, ama ben sussam oturamadım otursam susamadım.

ama şimdi öyle değil. artık öyle değil diyemiyorum çünkü yarın öbür gün uyandığımda kafamda yanan ampüller ne renk olur kestiremiyorum. hiçbir zaman da kestiremedim bunu. sağımdan kalkarsam şöyle solumdan kalkarsam da böyle değil. bu ne yapacağı ne hissedeceği belli olmazlığın sağı solu hiç yok. sağı gösterirken solu bile vurabilir.

akışkanlar diyordum.hayatı akışına bırakmanın cesaretsizlere güçsüzlere has bişey olduğunu düşünüyordum sanırım içten içe. yanılmışım dostlarım, bu her zaman geçerli değilmiş, bazen de tartıp biçmek hesapçı kitapçı olmak lazımmış, mühendisliğin bana kazandırdığı tek ve en yegane şey budur! =p
neden bu hale geldi, ama keşke böyle olmasa dediğim durumlara; kafamdan öyle olmayan tam istediğim gibi olan yeni hikayeler yazıp yazıp bunları gerçek yapabilmek için kendimi paralamıyorum, öyle oldu değişti demek ki bir nedeni vardı bile diyorum suçu hemen begüme atmıyorum yada suçu kendine at-çı beybilerle vakit öldürmüyorum.

allaha emanet bir hayattan çok, artık biraz daha garanti ister bir merve oluyorum. garanticiyim, korkmuyorum! :)

bu geceye bu şarkıyı zımbalamak ve şarkının içinde uyumak istiyorum, o yüzden de pek hazetmediğim birşey yapıp şarkı sözlerini buraya kopiliyeceğimdir lise yıllarıma geri dönercesine:D



aslında bir konu var..
neden konuşamayız?
neden hep suskunsun?
ben güzelim kadınlar berbat!
neden buna gülmezsin?
neden hep mutsuzsun?
sorular sorunca dersin ki,
neden çocuksun neden büyümezsin?
elimde cevabım yok!
olsa neye fayda, yüzün bana dönmez ki..

ağzımda hep tadı var,
üzüm gibi paslı bitince gitmez!
hem yarası hem dikeni var!
batırır beni de yaralar,
acıtır sabahlarımı..

birileri var birileri var
birileri yine sarhoş!
birileri yaz birileri kış
birileri önce!
birileri bize apaçık, birileri pişman!
birileri bize çok acı!
birileri çok acı!
birileri bize çok acı getirdiler!
birileri farkında birileri farketmedi!
birileri sağ birileri sol birileri farketmedi!
o da bunu görmedi!
bu da sana hiç yetmedi...

üçgen gezegenleri meşhur cinayetleri
yine onu vurdular yine ona bam!
yine geri sar, yine sarhoş
yine benden uzak kalmış!
beni terketmedi, beni bırakıp gitmedi!

bir yanı tura bir yanı yazı,
bir yanı da bana kalmış!
yine ona ne güzel seslendiler...
yine gözü apaçık, gözleri apaçık!
birileri bize çok acı çektirdiler!



boşlukta kendimize yer edinemediğimizde geliyor o birileri.tutuyorlar her yanımızdan çekiştiriyorlar, dağıtıyorlar bizi.lime lime de ettikleri oluyor içimizi dışımızı. sonra da havalanıp uçuyorlar yok oluyorlar. oyüzden boşluklardan boşluk beğendim bende kendime, en beğendiğim boşluğa da serilip serpilip oturdum.sevdiklerimi de aldırıcam tez vakitte yanıma. yavaş yavaş sağa kayarak yer açıyorum yanımda. sabredebilcekseniz umarım! :)

yavaş yavaş da yatıyorum. yavaaaşça bunları yazııp sütümü seyrek yudumlarla içereek, ağır ağır odama doğru ilerleeyip pijamalaarımı giiiy.....zzzZZZZZzZzzz


8 Mart 2010 Pazartesi

bazı yalanlar. bazı gerçekler.bütün hayatlar.

az önce tam bir gözyaşı koleksiyoncusu olduğumu farkettim.
atmıyorum, saklıyorum! her seferinde bir yutkunmayla geçiştirip bir sonraki üzülmelerime saklıyorum onları,kıyamayıp.
iyi de benim o kadar büyük bir kavanozum yok ki bunları saklayacak? hem ya yine elimden düşürürsem kavanozu.korkuyorumki ben. kırıldı bi kaç kere, sendeledim düştük ikimizde. tuzla buz..

belki de.. kavanozları atıp kendime bir akvaryum almalıyım içinde 2 tane turuncu balığı olan. akvaryumdaki balıklar beklemenin temsilcileridir bana hep. aynı yerde ordan oraya gidip dururlarken, voltalar atarlarken hep çok önemli birşeyi bekliyolar diye düşündürür. sürekli camın kenarına gelip gelmiş mi diye bakarlar.sonra da bir volta daha atmaya giderler gelmediyse.biraz da şapşallar. ben seni bekliyodum bile demezler. çünkü unuturlar ne kadar çok istediklerini o zaman gelene kadar.yada o kadar akıllılar ki; bizi herşeyi hemen unuttuklarına, hayatta olup biteni, geleni-gideni aslında hiç de okadar çok önemsemediklerine inandırmışlar.oysa tek yaptıkları sabah akşam beklenen şeye volta atmakken..:)




akvaryumdaki balık olmak istemiyorum.
artık. hiçbirşey. hiçkimse. hiçbian için.